- Kevser Yalçın Karadaş blog yazısı yükledi.
- Kategori : Dağcılık ve Zirve Anıları
- Aladağlar faaliyetimizin ardından
- Sabah 05:00 de Deniz Can’ la (oğlum) birlikte hazırlanıp evden çıktık. Sinop Orman Bölge Müdürlüğü' ne gittik. Bizi götürecek arabayı bekledik. Hakan bey, Uğur bey, Recep bey, Zehra hanım, Tuba, ben ve Deniz araca bindik. Bilgi’ yi almaya çarşıya indik. Bilgi’ yi aldıktan sonra güle-oynaya yola devam ettik. Boyabat’ ta mola verdik. Çayımızı-çorbamızı içtikten sonra ver elini Kastamonu, Ilgaz yola devam. Kırıkkale’ ye kadar durmak yok, yola devam...:=) Kırıkkale’ de yemek molası ve çay biraz kendimize geldik.
İstikamet Kırşehir ve Niğde Polis evi. Nihayet bir gece konaklayacağımız yere vardık. Çantalarımızı odalarımıza yerleştirdik. Ben, Bilgi, Tuba, Zehra hanım aynı odada kaldık. Hakan bey, Recep bey, Uğur bey ve Deniz Can aynı odada kaldılar. Akşam Niğde’de gezmeye çıktık. Lokantada önce aç karnımızı tok eyledik. Zirve için son alışverişlerimizi yaptık. Çay bahçesinde canlı müzik vardı. Kendimizi motive edelim dedik. Gerçekten çok güldük; Vatandaşın mizahi tarzda okuduğu şiirlere. Şarkılar güzeldi zaten. Gece 00:00' ı gösterdiğinde polis evine döndük. Duşumuzu alıp uykuya çekildik. Yol yorgunluğumuzu attık.
14.06.2006’ da Sabah 06:00' da kalktık. Polis evinin kantininde çayımızı demledik, kahvaltımızı yaptık. (Tabi ki komiserin izniyle) Elbirliği ile kahvaltımızı yaptık. Şoförümüzle 9 kişiydik. Arabamıza eşyalarımızı yerleştirip, Tarım İl Müdürlüğüne hareket ettik. Nurcan hanıma paketini bırakıp, İzmir ekibi ile buluşmaya gittik ve tanıştık. Zeynel hoca, Nevin hoca, Muhabir Serdar kardeşimiz, Birol, Dilek ve Füsun. Altı kişiyle tanışıp, kaynaşmaya başladık. Saat:10 00 da Nevin hocayı da aramıza alarak Çamardı köyüne hareket ettik. Çamardı’ ndan, Çukur bağ traktörüne binerek Sokulupınar’ a hareket ettik. Dere –tepe düz gittik diyemem, berbat yollardan sonra Sokulupınar’ a geldik.
Çadırlarımızı kurup, yerleştik. Bir şeyler atıştırdık. Yarınki zirve için, bugünden saat:14 00 de yürüyüşe başladık. Doğası bizim Karadeniz’ e hiç benzemiyor. Taş ya da çar şak zeminde yürümeye başladık. Rampa yukarı yürüyüş zorlu ve çetindi. Bilgi’nin tansiyonu düştü.
Zeynel hocanın arkasında ben. Bilgi, Tuba yürüyüş devam dedik. 5 saatlik yürüyüş yaptık. Dönüş rampa aşağı olduğu için benim için kolaydı. Çadırımıza indik. Aç karnı tok yapmak için yemek işine giriştik. Yemeklerimizi güle oynaya yedik. Erken kalkacağımız için, Nevin hoca erken yatmamızı söyledi. Çünkü gece 03:00' da kalkacaktık. Yemek, bulaşık derken çadırlarımıza çekildik. Maalesef uyuyamadım. Beden Eğitimi öğrencilerde çadır kurmuşlardı. Onlar genç olduğu için yerinde duramıyorlardı, sesleri, koşmaları, konuşmaları bizleri çok rahatsız etti. Gece yarısı köpek havlamasına rahatsız edici bir durumdu. Gece saat 01:00 de uyandım.
Uyumak ne mümkün. Saat:02:00' da oğlumda uyandı (tabi benim badim oğlumdu) Saat:03:00 da içtimai hareket başladı. Kahvaltımızı yaptık. Çadırlarımızı ve çantalarımızı topladık. Büyük çantalarımızı bıraktık, sırt çantalarımızı yanımıza aldık Diğer çantaları katırlar yedi göllere kadar getirecekmiş. Hasta ya da düşüp bir yerini inciten olur diye donanımlı çantada zirveye kadar taşınacakmış. Kim en genç tabi ki Deniz, bu görev de Deniz Can’ a verildi.
Zeynel hoca öncü, Nevin hocamız artçı. Dağcılıktaki kural, öncünün önüne geçilmez, artçının arkasında kalınmaz. Saat:04:30 da bizim kafile çıktı yola (güneşe fazla kalmamak gerekiyormuş) Biz acemi Sinop’ lular öncünün arkasında ve başımızda kaskla yola çıktık. Taş yuvarlanır yada tansiyon düşerse yaralanma, berelenmelere karşı korunmak açısından. Zirve tırmanışı başladı, hepimize kolay gelsin. Yolumuz uzun, yollarımız çetin, hadi hayırlısı.
Ara ara molalar vererek yürüyüşe tam gaz devam. Fazla mola yok. Çünkü vücudumuzun soğumaması lazımmış. Tek sıra olarak saatlerce yürüdük, konuşmadan. Konuşmak yasak. Zeynel AYDIN konuşarak enerjinizi tüketmeyin diye sık sık uyarıyor. (Dilek-Füsun’ u) Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik diyemeyeceğim hep rampa yukarı gittik. Gerçekten çok yorulduk.
Ben, Bilgi, Tuba içler acısıyız. Ayaklarımız isyanlarda… Hakan bey, Recep bey, Zehra hanım, Uğur bey ve Deniz Can çok iyiler. Tabi bu arada Kızıl kayalar, Hacer boğazı, İt oturur v.s. dağları gördük. Bizler 3450 Rakım yaptık ve pilimiz bitti.:=) Hocalarımız B planını uygulamaya geçirmeyi planladılar. Kibarlık olsun diye bize sordular zirve yapacak mısınız diye, ben, Bilgi ve Tuba vazgeçtik. Zirve zorda olsa yapardık ama grubu yavaşlatırdık. Bencillik yapmadık ve gruptan ayrılmayı yeğledik.
Tabi Tuba’ nın babası Recep Bey de zirve hakkından feragat etti. Zeynel hocamız telsizi Tuba’ya verdi. Bizim yanımızda birde köpeğimiz berduş vardı. Telsiz aracıyla irtibatımız her an devam etti. Onlar zirveye bizler inişe geçtik. Ver elini Yedigöller. Nevin ÖZTÜRK sıkı sıkı tembih etti, iner inmez sıcak su ya da çorba için diye. Rampa aşağı beni tutmak ne mümkün koşarak iniyordum. Bilgi sesleniyor yavaş in diye. Molalar vererek inmeye devam. Yaşasın öncüde bizdik, artçıda bizdik. Oley… Gerçi fazla mola vermedik (.Not: Zeynel ASLAN fotoğraf çekmek için arada öncülüğü bana bıraktığında, arkadaşlar benden size yarım saat izin diyordum. Nerede o günler en fazla 3 dk.) 1,5-2 saat sonra Yedigöller göründü. Ben çok hızlı indiğim için çok efor sarf etmiştim. Konaklayacağımız yerde ilk yapacağım dinlenmek olacaktı. Yorgunluktan açlık asla aklıma gelmiyordu. (Katırlar çantalarımızı kamp yerine bırakmışlar)
Recep Bey önce benim çadırı kurdu, sonra Bilgi-Tuba’nın en son kendi çadırını kurdu. Eline sağlık. Çadıra girer-girmez uzun oturdum. Bedenimi dinlendirmeye aldım. Telsiz hiç susmuyor, çadırlarınızı kurdunuz mu, sıcak çorbalarınızı içtiniz mi? Zirve yapan 10 kişilik ekip zirveden inişe geçmiş. Bizler de suyu ısıttık. Ekip geldiğinde sıcak su servisini başlattık. Hakan beyin burnu kanadı. Nevin hocamız ilk müdahaleyi yaptı. Akşam yemeğini yapmaya başladık. Yemekler pişerken Bilgi ile çiçek toplamaya gittik. Doğada çok güzel çiçekler vardı, pembe sarı, yeşil, rengarenk. Bizim çiçekler ihtiyaç çiçekleriydi..:=)
Makarnamız pişmiş, Halil İbrahim sofrası hazırladık. Makarna, kuskus, biber dolması, zeytin, peynir, bal, barbunya, ton balığı, patlıcan kızartması v.s yok yoktu. Hep birlikte sıcak suyu termoslara koyduk. Bulaşıkları yıkadık. Zehra hanım ile Tuba puding yaptı. Tatlımızı bile yedik.
İzmir ekibi Kılbar’ a gittiler. Bizden Bilgi ve Hakan bey çadırda kaldılar. Kılbarı biz de merak etmiştik doğrusu. Soba yanıyordu, çay demlenmiş ooo çok güzel. Buda bizlerin zirvedeki lüksümüzdü.:)) Çaylar içildi, sohbetler yapıldı, çadıra dönme vakti gelmişti. Marş marş çadırlara gece kısa yollar uzundu. Uykuya geçtik, dışarısı soğuk eminim sıfırın altındadır soğukluk. Deniz bir ara uykusunda anne anne diye bağırıp ters dönmüş çadırda el yordamı ile beni arıyor. Ben buradayım diye uyandırdım. Kimbilir oğlum rüyasında beni zirveden düşerken mi gördü bilinmez.:=)) Tekrar uykuya daldık.
16.06.2006
Sabah 05:00 de kalk çanları çaldı. Çadırlar toplantı. Kahvaltı yapıldı. Çantalar hazırlandı. 4 tane olan çadırlarımızı bir çantaya koyduk.
Zeynel hocanın çantasında bizim çadırın çantasını da katıra yüklenecekti, çünkü dizini incitmişti. Yürürken hafif aksıyordu bu bizim için avantaj mı yoksa dezavantajı mıydı? Can oğlum; Deniz Can ağır çantayı aldı ben ise hafifini. Zeynel hoca önde bizler arkada yürümeye devam istikamet Soğukpınar. Saat 08:00 da çıktık yola iniş olduğu için benim için kolaydı ama zemin çar şak zemin ayağımın altından taşlar kayıyordu. Düz yollar kebap da iniş-çıkışlar zorluydu. Bir ara karlı bölgeye geldik. Kardan geçeceğiz, 4. sırada ben sol ayağımızın dış yan tarafıyla kara vurup, sağ ayağın iç kısmıyla da vurup izleri takip ediyorduk. Sürekli öne bakıyorduk, arkaya bakmıyorduk. Arkada katır muhabbeti oldu kardan mı geçsin yoldan mı geçsin diye, öylesine bir şey konuşuyorlar zannettim. Arkaya dönüp baktığımda katır yanımda değil mi? aman Allah’ ım demeye kalmadan ben çok çabuk inişi bitirdim. (yerde kayarak) Çok güzel kaydım ve hemen ayağa kalktım. Nevin hoca korkmuş aşağıda beni arıyor, nerede Kevser hanım diyerek tez canlı olduğum için çoktan ayaktaydım ben. Zor ikna ettim bir şeyim yok diye. Burada kilolu olmamın avantajını kullandım, yumuşak iniş yaparak. Pantolonum ıslandı ama olsun güneş vardı yürüdükçe kururdu. Yola devam, durmak yok misali günlerden Perşembe ayaklar isyanlarda. 36 numara ayakkabı giyip birde kilo olunca, ayaklar beni taşımıyor. Zayıfla Kevser zayıfla (nasıl olacaksa) Ekiple yürümeye devam. Muhabir Serdar kardeşimiz ara ara fotoğraf çekiyor da bizlerde soluklanıyoruz. Gözlerime inanamıyorum, serap mı görüyorum ne yeşillikleri mi yoksa orman mı? Yeşile alışkın olunca gözler gerçekten yeşilliği gözler arıyor. Ormanı görme sevincini yaşayamadan ben tekrar düştüm. Düşmemle kalkmam bir oldu ama hocalarımız kızıyor, biz kaldıralım diyorlar. Düşe kalka yürürken aaa ne görelim bizim kılbarın sahibi ve göçebe çadırları tam karşımızda. İnsanlar, keçiler, köpekler, çocuklar çadırdalar. Çimlerin üzerine kilimler serilmiş, hemen oturduk. Ayran ve su servisi yapıldı. Oh be dünya varmış. Ne mutlu bizlere ayaklarımız bayram yapıyor. Çantadan Deniz’ e tişört vermek için kalktım ayaklarım titriyor, başım dönüyor, tansiyon inişe geçti galiba. Hemen oturdum, dinlendim kendime geldim. Nevin hoca seslendi gevşemeyin, yayılmayın, toparlanın diye. Zeynel hoca gidiyoruz dedi. Çantalar sırtımızda özgür kız misali çadırdakilerle helalleştik, vedalaştık. Yollar yürüye yürüye bitermiş, gene devam yürümeye. Zeynel hoca 2-3 saat yolumuz var dedi. Rampaya sardık, rampa zorlu ama gene de yürüyoruz. Bu sefer İzmir ekibinden Füsun ve Dilek isyanlarda yorgunluk onları sardı. Biz orman içinden yürüdüğümüz için yoldan traktör geçti sesimizi duyuramadık. Ayran içtiğimiz çadırların olduğu yere kadar traktör bizi almaya gitti ama biz yayan devam kestirme yollardan araba yoluna indiğimizde traktörde gelmişti. Zeynel hoca sordu yürüyelim mi yoksa traktöremi binelim diye. Kimsede çıt yok, medeni cesareti bol olan oğlum yürümeyelim hocam dedi. Hep birlikte traktöre doluştuk. Hocalar önde bizler ise römorktaydık. Ne yolculuktu ağlasak mı? Yoksa gülsek mi bilemedim. Rampa aşağı indiğimiz için çantalar kayar, bizler kayar, kimin ayağı nerde, kim nerde karmakarışık bir durum. 1-1,5 saat yol gittik Kayseri-Yahyalı’ daki Kapuzbaşı şelalelerinin başlangıcında indik. Şelaleler görülmeye değerdi tek kelimeyle harikaydı… Kayanın ortasından fışkırarak akıyordu sular olanca ihtişamıyla. Arkadaşlarım için birkaç fotoğraf çektirdik. Baktık ki bizim aracın şoförü gayet dinç ve sağlıklı olarak bizi bekliyor. Bizler son raundu yapmak üzere şelale boyunca yürüyerek Tarzan evlerini bulduk. Doğası çok güzel, evler ahşap, ağaçların altında masalar ve sedir karşıda şırıl şırıl akan sular görülmeye değerdi doğrusu. Odalarımıza çantalarımızı yerleştirdik. 2 tane banyo olduğundan sırasıyla banyomuzu yaptık 14 kişi tozumuzu-pasımızı attık. Dünya varmış hafifledik doğrusu. Kirli giysilerimizi çantalarımıza yerleştirdik. Her çanta karıştırışımızda poşetlerin ahenkli bir şekilde haşır haşır-huşur sesleri çağlayanın seslerine karışıyordu.
Akşam yemeği için masada toplandık. Alabalık, çorba, pilav, salata ve içecekler hazırdı. Yemek öncesi Zeynel hoca duygu ve düşüncelerimizi aldı. Sinop ekibi İzmir ekibiyle tanışmaktan mutlu olduk. Çünkü değerli insanlarla tanıştık. Dostlukla ilgili adımlar atıldı. Yedik-içtik kendimizi bulduk desek yeridir. O kadar çok yemişiz ki tabi bunları eritmek lazım. Gece şelale boyunca yürüyüşe çıktık. Tepe lambaları başımızda, Dilek’le yan yanayken ayaklarıma hav hav diye köpek dolandı zannettim, çok korktum. Bugün benim ikinci kez korkmamdı. 1. katır 2. iki ayaklı köpek taklidi yapan yaramaz oğlum Deniz’den başkası değildi. 40 gün içinde ölürsem katır ve köpekten bilsinler (gerçi kötüye bir şey olmaz derler.:=))) Tarzan evlerine geri dönmeye başladık. Mekan sahibinin oğlu çay demlemiş. Geçte olsa çayımızı içtik eline koluna sağlık. Saat 00:00 ı geçmişti yatma zamanı geldi diye odalarımıza çekildik. Aynı odada ben Bilgiyle yattım. Tuba tek yattı. Baylar üst katta yattı. Yorgunluktan uyumuşuz. Allah kahretsin 04:30 da uyandım. Sağa dön sola dön vakit geçmiyor. Bir ara dışarı çıktım saat 06:00 ya geliyor herkes uykuda zaman geçmek bilmiyor. Çantalarla haşır-neşir olayım dedim poşet sesinden Bilgi uyuyamadı galiba. Uyuyan kişi yede bu ses hiç hoş gelmez, Bilgi beni odadan atmadan ben kendimi odadan attım dışarıya. Zehra hanım ile Recep beyde dışarıda İzmir ekibinden Birol uyanmış. Ben Zehra Hanım ve Recep bey sabah yürüyüşünü yapalım dedik. Saat:06:00 çıktık şelale boyunca yürüyüşe sabah atmosferini akciğerlerimizde hissederek. Çok güzel konaklama yerleri yapılmış, ahşap evler, ahşap köprüler ve gürül gürül akan sular. Havuzların içinde alabalıklar. Manzara görülmeye değerdi. Gidebildiğimiz yere kadar gittik ve dönüşe başladık. Karadut yedik, Nar çiçeklerinin rengini hiç sormayın. Binada bir tabela asılıydı poz..tl, ekmek …tl, ekmek arası..tl yazıyordu, pozu çözemedik. Tost yada tuz yazacaklarına poz yazmışlar dedik. Çocuğun tekine sorduk anlamı ne diye, çocuk bize güldü satılmaz ki dedi, ne yapılır dedik oda bize fotoğraf çekene poz verirler dedi. Bizlerde gülerek ve yürüyerek mekanımıza geldik. OOO tüm ekip ayakla kalkmışlar, kahvaltı hazırlanmış. Kahvaltımızı yaptık, karınlarımızı doyurduk, Tarzan evlerinin sahibi Duran amca masaj yaptı konuklarına. Duran amcanın 9 eşi ve 30 çocuğu varmış maşallah. Sorduğumuzda duran amca daha ben 15 yaşındayım diyor. Korkarım Duran amca 9 da bir 30 da bir deyip eşlerin sayısını 30 çıkartırsa hiç şaşmam. Esprili bir amcaydı. Çantalarımız yerleşti, minibüsümüze.
Şimdi veda zamanı hiç sevmem vedaları ama İzmir ekibi ve Duran amcayla da vedalaştık ve ayrıldık. Vedalar buruk ve hüsran olsun ama iyi dostlar kazandık. Dönüş seferi başladı.
Kapuzbaşı şelaleleri ve Yahyalı derken bakmışız ki yola tam gaz devam. Aracımızda olumlu eleştirilerimizi yaptık. İyi ki de gelmişiz dedik. Nevin hocanın pratikliği ne de bravo. Bana da Deniz Can’ın kıymetini bil çok şeyler kazandı dedi. Hakan bey ede onu bu alanda yetiştir eğitimlere gönder dedi. İnşallah diyelim zaman ne gösterir bilemeyiz. “Geceler gebedir sabahın ne olacağını bilemeyiz.” Kayseri’ye gelmişiz, Kayseri mantısı falan derken şehri geçtik. Saat 14:00 da yemek molası verdik. Karnımızı doyurduktan sonra tekrar yola koyulduk. Çorum, Samsun, Havza derken Samsuna doğru yol aldık. Yolda tır yanmış kapkara tırın iskeleti kalmış. İtfaiye araçları orda, yolu kapatmışlar. Nihayet Samsun’a girdik. Uğur Beyin eşini ve kızını almak için mutasyonda kayınvalidesine uğradık. Balkonda çayımızı içtik. Ev çayı da bir başka oluyor, ellerine sağlık teyzenin. Çay molasından sonra tekrar yollar göründü bize. 2,5 saatlik yolumuz kaldı. Çoğu gitti azı kaldı derken şirin Gerze göründü. Sinop’ a dakikalar kaldı. Gece görüntüsü harika ateş böcekleri gibi bize göz kırpıyor. (23:30) Sinop, Sinop, canım Sinop… Korucuk ve Işıklar geldik mi ne? İnanamıyorum. İlk inen ben ve Deniz çantaları yüklendik. Sanki hiç yorgunluk yok, merdivenler ikişer, üçer çıkıldı. Evim evim güzel evim. Ben dinlenmeye çekildim. Deniz Can ise yola çıktık çıkalı telefonu susmadı. Arkadaşları da amanlık vermedi. Duşunu aldı saat 00:00 geçiyordu arkadaşlarının yanına indi. Gençlik işte…
Sinop’ lu dağcıların ilk Dağcılık Zirvesi de acısıyla, tatlısıyla geldi, geçti. Nice sağlıklı zirvelere…
Daha fazla içerik için giriş yapınız ya da kayıt olunuz!