- Ebru Caymaz blog yazısı yükledi.
- Kategori : Dağcılık ve Zirve Anıları
- Efsaneler diyarı Sibirya’da bir ekspedisyon güncesi
- "Kapıdan çıkmak tehlikeli iştir Frodo. Yola adımını atarsın ve eğer ayağını sağlam tutmazsan nereye sürükleneceğin belli olmaz."
“Atamız yakmış alevli ateş, anamız gömmüş taş ocak, hakana hızlıca yükselen boz duman, yaktığım sıcak alevli ateşim, bütün dünyayı dolaşıver! Ak yayıktan Altay yargı istersin, aydan ve güneşten bereket yetişsin, alevli ateşe ulaşsın.”
Bir Şaman Duası
Sibirya… Dünyanın diğer ucunda coğrafi bir terimden ötesi, insanda sonsuzluk hissiyatı uyandıran ve nihayetsiz gibi duran devasa ve korkutucu bir bölgenin ismi… O kadar uzak ki bir zamanlar sorunlu mahkumların sürgün bölgesi olarak kullanılmış. Kendi bağrında yaşayanlar dışında 1. Dünya Savaşı’ndan sonra binlerce sürgün Türkü de konuk etmiş. Ne açıdan bakarsak bakalım ilgi çekici bir bölge benim için…
2014 yılı Ocak ayında başlayan Svalbard maceramız, 2016 Ocak Grönland, 2016 Ağustos-Eylül Svalbard, 2017 İzlanda (ki İzlanda’ya farklı tarihlerde üç kez gittim)’dan sonra 2020 Ocak ayında Grönland’le devam etmişti. Bu süreçte tırmanış ve mağaracılığın yanı sıra buzul dalışı konusunda da kendimi geliştirmiştim.
Bu sefer bambaşka bir bölge seçerek Sibirya’ya odaklandım. Sibirya ekspedisyonumda temel hedefim dünyanın en kadim su kaynaklarından biri olan Baykal Gölü’nün buz tutmuş yüzeyini keserek buz altı dalışı yapmak, uçsuz bucaksız tayga ormanlarını kızaklı köpeklerle boydan boya dolaşmak, Yakutsk’un dillere destan soğuğunu Şubat ayında deneyimledikten sonra Murmansk’a geçip rotam boyunca bölgeye dair mitleri toplayarak denk geldiğim tüm yerli halk ve etnonimlerle bilgi ve deneyim alışverişinde bulunmaktı. Sosyolojide etnonim kavramı, belirli bir etnik grubu belirmek amacıyla kullanılır. Rus coğrafyasında kimisi Türk kökenli pek çok etnonim vardır. Bilhassa kuzeye çıkıldıkça zorlaşan yaşam koşullarına paralel olsa gerek önce yarı göçebe, en kuzeyde ise tam göçebe etnonimlerle karşılaşılır. Umarım günün birinde Yukagir ve Nganasan’lar gibi etnonimlerle vakit geçirme imkânım olacak…
Kuzeydeki etnonimler kendi halklarını yerel dilde “insan” anlamına gelen sözcükle nitelemişken en kuzeydekiler ise “gerçek insan” demeyi tercih etmiş çünkü sadece yaşamak değil Sibirya’da seyahat etmek bile ciddi bir sabır ve dayanıklılık gerektirir. Bu devasa bölgenin her türlü ulaşımı çok sorunlu. Doğru ve güncel bilgiler içeren kaynaklar az, örneğin Tiksi bölgesine kışın uçuş olmadığı yazıyordu ancak havalimanında Tiksi uçuşuna denk geldim. Hemen notumu aldım, bu bölgeye yönelik uçuşlar Skyscanner dışında da kontrol edilmeli.
Biraz da mitlerden bahsedecek olursak… Sadece Baykal’ın bile sayısız miti mevcut. Dolayısıyla kısa bir giriş yapayım şimdilik Yerel bir inanca göre tanrıların 13 oğlu yeryüzüne iner ve yaşamak için farklı bölgeler seçerler. En büyük ve en güçlü oğul, Olkhon Adası'ndaki (Baykal Gölü’nün üzerindeki en büyük ada) Kaya Şamanka'sında bir mağara seçer. Olkhon'un Efendisi ve Şamanların ustasıdır. İnsanlar O'na o kadar saygı duyarlar ki, kimse mağarasının yanında dört nala at sürmez. Atların toynakları bile Tanrının huzurunu bozmasınlar diye döşemelerle kaplanır. Efsaneye göre Tanrı, şamanlık yeteneğini insanlara veren üç kartalı burada evlat edinir. Bu kartallar Buryat kadınlarıyla evlenir ve görkemli Olkhon şaman klanının devri başlar (Olkhon şamanları tüm dünyada ünlüdür ve büyük saygı duyulur).
Baykal işte böylesine önemli bir bölge… Diğer yandan 2022 Şubat ayında Baykal Gölü’ne planladığım dalışı yapabilirsem bir nevi dalışta kendi Nirvanama ulaşmış olacağım… Dolayısıyla bu ekspedisyonum için şöyle bir Trailer müziği seçmem yerinde olacak: https://www.youtube.com/watch?v=Vuk--ivQRks&t=2s
Her şey planlandı derken…
Yurt dışına çıkış için verdiğim COVID testi pozitif çıktı. Bütün planlar alt üst. Neyse ki karantina süresi 1 haftaya düştü (Rusya’da halen 2 hafta). Bütün planımı değiştirmek zorunda kaldım. Giriş noktası Irkutsk. Ülkeye varır varmaz dalışı gerçekleştireyim de sonrasında yakalansam da sorun değil
Öyleyse biraz da şifa çalışması: https://www.youtube.com/watch?v=rECn4DIOu5U
08.02.2022 – 09.02.2022
İstanbul 13:55 - 17:15 Moskova. Moskova’dan 20:50 hareket – 07:30 Irkutsk varış. Sadece saat farkı bile dikkate değer!
Bu seferki rotam şu şekilde:
Neyse ki altı gün sonra ikinci COVID testim negatif çıktı, havalimanı transferini ayarladım ve iner inmez otele bile uğramadan Irkutsk’tan Baykal’a doğru yola çıktık. Saat farklarıyla birlikte 24 saattir yoldayım, yüzeyi tamamen buz tutmuş olan Baykal’a varana kadar rüya gibi geldi her şey. Dalış için kuru elbiseyi giyerken dahi sanki rüyada gibiyim. Zerre kadar yorgunluk duymuyorum. Semptomsuz atlattığım COVID-19’un ciğerlerimde herhangi bir hasar bırakmamış olmasını umuyorum sadece. Bu bölgenin bambaşka bir enerjisi var. Baykal Gölü’nün neden şamanlar tarafından kutsal sayıldığını anlar gibiyim. Bazılarına göre sihirli…
İnsanları da oldukça sıcakkanlı. İngilizce bilen neredeyse hiç kimse yok. Dalışı birlikte yapacağımız Rus dalgıçlar da bilmiyorlar. Hayatımın en kısa dalış brifingini alıyorum:
“We go. We dive. We out! ”
Adamlar açık ve net! Hazırlanırken bir yandan da beni sorguluyorlar. Taaa Türkiye’den uzunca aktarmalı bir uçuş sonrası tabiri yerindeyse koşa koşa buzaltı dalışına gelmişim. Sanki birisi beni yakalayacak ve zorla bir hafta daha karantinaya sokacakmış hissiyle bir an önce dalmak istiyorum. Ancak dalıştan önce bu gölün canavarından da bahsedeyim kısaca. Böylesine kadim bir göl canavarsız olur mu hiç?
Baykal Gölü kadar kadim olan ve bu ekspedisyona da temasını veren ana mitin konusu canavarımızın ismi Lusud Khan. Türkçe karşılığı su ejderi. Lusud Khan’ın varlığı M.Ö. 3. ila 9. yüzyıllara kadar uzanan kaya resimlerine kadar uzanmakta. Bir görüşe göre Loch Ness’teki gibi devasa bir mersin balığı, bir diğer görüşe göre ise Mezozoik dönemde yaşamış bir deniz sürüngeni olan ihtiyozor benzeri bir canlı. Balıkçıların avlandığı esnada teknelerin altından geçen devasa boyutlarda koyu renkli deniz canlıları defalarca raporlanmış. Ancak bu konuyu destekleyen bilimsel bir veri mevcut değil. 1642 metre derinliğe sahip (Marmara Denizi’nin en derin yeri 1370 m) gölün 30 milyonluk yaşı ve hidrotermal menfezleri göz önüne alındığında prehistorik dönemden kalma canlıların bulunması pek şaşırtıcı olmasa gerek. Ayrıca Baykal Gölü üzerinde 27 ada bulunuyor ve gölün suyu her 383 yılda bir tamamen yenileniyor. Bazılarına göre ise dipsiz. Baykal’ın dibi başka alemlere açılan bir kapı…
Benden önce bir Fransız dalmıştı ve soğuk su şoku yaşıyordu. Soğuk suyla ilk temas gerçekten de bazı bünyeler için şok edici olabiliyor. Su sıcaklığı 1 derece civarındaydı. Hava açık ve güneşli. Hava sıcaklığı ise -20 derece civarındaydı. Burada en önemli faktör rüzgâr. Rüzgâr varken çok daha soğuk hissettiriyor. Biz hazırlanana kadar buzun yüzeyinde kesilen üçgen tekrardan buz tutmaya başlamıştı. Yüzeyi hızlıca temizledik veee dans!
“the more one has, the more one wants.”
1001 Nights
İlk etapta görüş çok kötüydü ancak buzun altına indikçe daha net hale gelmeye başladı. Yüzeyden bakıldığında su karanlık. Buz tabakası nedeniyle güneş ışınlarının yeterince ulaşamaması önemli bir etken elbette. Ancak aşağısı tam bir görsel şölendi. Devasa böcekler gördük. Sanki bambaşka prehistorik bir dünyayız. Zaten Baykal, oluşumu tamamlanmadan yarıda kalmış bir okyanus olarak dünyanın ilk dönemlerine ışık tutan kadim bir tatlı su gölü. Büyüklüğü de buradan geliyor. Ayrıca Buryat halkını ikiye ayıran doğal bir sınır aynı zamanda. Halkın saygı duyduğu ve 200’den fazla şifalı kaynak suyuna ev sahipliği yaptığına inanılan bir göle dalmak bambaşka, tarifsiz bir his. Nitekim çıkışta ben de bol bol içtim, İzlanda’daki Silfra kadar olamasa da suyun tadı harikaydı
Bu bölgeyi özel kılan bir başka husus ise üç farklı inanç biçimine ev sahipliği yapması. Hıristiyanlık, Budizm ve Şamanizm halen bölgede hâkim inanç biçimleri. Gölün üstünde hovercraftlerle ulaşım sağlanıyor. Baykal’ın kıyısına konumlanan Listvyanka köyü ise buranın sayfiye yeri aynı zamanda. Şirin ve güzel bir köy. Minik bir çarşısı var ve sadece Baykal Gölü’nde yetişen “omul” isimli balıkla dolu tüm tezgahlar. Dalıştan sonra hızlıca otele gidip eşyalarımı bıraktım ve gün ışığını kaybetmeden merkezi görmek için pazar yerine geldim.
Şubat ayı olmasına rağmen kalabalık sayılırdı. Yorgunluktan eser yok, dalışı gerçekleştirmenin rahatlığıyla gezmeye başladım. Minik çam kozalaklarını balda bekletip öksürük ilacı olarak satıyorlar. Tadı biraz keskin ancak inanılmaz etkili. Rusya’da kontroller ne kadar sıkıysa burada bir o kadar gevşekti. Uçakta bile kimse maske takmıyordu ve hemen herkes hastaydı Neyse ki dalış esnasında hiçbir sorun yaşamadım. Kendime omulla güzel bir ziyafet verdikten sonra otele geri döndüm ve planlarımı hızlıca gözden geçirdim. Yarınki planım tamamen outdoor. Kızaklı köpeklerle o meşhur tayga ormanlarını geçmek istiyorum. Köpek çiftliğinin yerini de kontrol ettikten sonra otele döndüm. Artık yorgunluğum hissedilir düzeye gelmişti. Otelim hemen gölün kıyısındaydı. Artık gölün enerjisinden midir yoksa son 24 saatte yaşadığım stresten midir bilinmez iyi bir uyku çekme hayali kurarken pek kabuslu bir gece geçirdim
10.02.2022 Müziğimiz: https://www.youtube.com/watch?v=FHVD9ft_ANw
Sabah 08.30 gibi uyandığımda yorgunluk ve uykusuzluğun etkisiyle sersemlemiş bir haldeydim. Hızlıca bir kahvaltı yapıp köpek çiftliğine doğru yola koyuldum. Çiftliğe vardığımda kimse yoktu. Yarım saat kadar bekledim ve rehberim geldi. Kış dönemi pek kimse gelmediği için istediğim rotayı duyunca şaşırdı.
Buradaki köpek çiftlikleri daha ticariymiş. Grönland’de köpek bir ulaşım aracı, evlerin vazgeçilmez bir parçası. Burada ise köpek yarışları için sportif amaçla kullanılıyorlar. Dolayısıyla ne kadar arasam da beni kuzeye çıkartacak bir rehber bulamadım (Bölgesel charter uçuşlardan burada haberdar oldum, daha önce bilsem ona göre planlama yapabilirdim). Seyahat tarihimin Baykal yarışlarına denk gelmesi de bu durumu olumsuz etkiledi. Kış dönemindeki en önemli etkinlik Baykal yarışları. Şampiyonlar Alaska’daki büyük turnuvaya gidiyorlarmış. Açıkçası buradaki köpekler bana daha zayıf ve çelimsiz geldi. Alaska malamutlarına kıyasla bizim Karabaşların alaca versiyonu gibiler.
Kış döneminde Sibirya’da uçuşların sıklıkla ertelenmesi/iptal olması normalmiş. Açıkçası bu durum beni endişelendirmişti ve ne kadar doğru olduğunu yaşadıkça gördüm. Baykal Gölü’nün dört bir yanı efsane. Sibirya zaten baştan başa efsaneler diyarı…Uçuş iptalleri ve rötarlarının da bir mit olmasını çok isterdim açıkçası!
Hazır bu bölgede konaklıyorken Baykal Gölü’den beslenerek Yenisey’e uzanan Angara ırmağının efsanesinden de bahsedelim. Baykal Gölü’ne dökülen ırmaklar Baykal’ın oğulları olarak bilinir. Baykal’dan doğan Angara ise Baykal’ın kızı olarak adlandırılır. Angara’nın gelecekteki kocası için sakladığı ve kimseye göstermediği bir kolyesi vardır. Babası Baykal, kızını evlendirmeye karar verir. Yenisey isimli genci sevdiğini bildiği halde kızına koca olarak İrkut adında başka bir adamı seçer. Angara, kolyesini de alarak evden kaçar ve boncukları ayaklarının altına atarak hazineleri insanlara dağıtır. Yolda Irkut’la karşılaşır ve karşılaştıkları yerde Irkutsk şehri yükselir. Boncukları attığı yerde başka şehirler ortaya çıkar. Yenisey’le buluştuğu yer ise bir ok şeklinde Yenisey Nehri’ne akmaktadır. Durumu öğrenen babası, hiddetlenir ve devasa bir kayayı Angara’ya doğru savurur ve kaya Angara’nın boğazına isabet edince Angara nefessiz kalarak babasından af diler. Ölüyorum diyerek babasından bir damla su ister ancak Baykal öfkeyle, “Sana, senin gözyaşlarından başka vereceğim bir şey yok!” der. Bahsi geçen kaya yüzyıllardır Şaman Kayası olarak bilinen ve altında açık okyanusa ya da yeraltı dünyasına giden dipsiz bir uçurum olduğuna inanılan kutsal bir yerdir.
Bu bölgeyi çok sevdim. Tayga ormanları gerçekten görülmeye değer. Rusya’nın vahşi doğası tek kelimeyle insanı büyülüyor.
Bütün gün taygada kızaklı köpek sürdük. Sadece bir kez yemek ve çay molası verdik. Rehberim, pelmeni adıyla bilinen yerel mantıdan yaptı. -27’de sıcak su fırlatma deneyi yapacaktım ama tasa döktüğüm su anında donunca pek mümkün olamadı (Bir dahakine direkt termostan deneyeceğim )
Bu bölgedeki tüm faaliyetleri sorunsuz tamamlamanın vermiş olduğu huzurla Irkustk’a doğru dönüşe geçtim. Yarın, Ust Orda köyünde yaşayan bir şamanla görüşme planlamıştım. Ayrıca yine aynı köyde yer alan Buryat Müzesi’ni ziyaret etme planım var. Ancak uykularım iyice dengesizleşti. Aşırı yorgun olmama rağmen gece en son saate baktığımda 3 civarıydı.
11.02.2022 Irkutsk – Ust Orda https://www.youtube.com/watch?v=QFAfWH_CKVw
Sabah 10:14’te kendiliğimden uyandım. Tercümanlık yapmak üzere yerel bir rehber ayarlamıştım, aracıyla 12:00’de geldi. Annesi İngilizce öğretmeni olduğu için İngilizcesi gayet iyiydi, şansım yaver gitti bu sefer. Ust Orda köyü Irkutsk’tan araçla yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Yolda ilerlerken Moğalistan steplerindeymiş hissi veren bir sürüş deneyimi yaşadık. Önce müzeyi ziyaret ettik. Buryat bir uzman oldukça detaylı bir sunum yaptı. Baykal bölgesinde 82 farklı etnisite/etnonim var. Bu sebeple ‘halkların kardeşliği’ bölgesi olarak anılıyor.
Baykal Gölü doğal bir sınır. Gölün alt kısmında yaşayanlar göçebe ve Budist. Gölün üst kısmında yaşayanlar ise yarı göçebe ve şaman.
Dünyayı anlamlandırma uğraşları da kayda değer. Örneğin şamanın ritüelini yaparken dualar okuduğu direkte yer alan kurdelelerin her biri farklı bir kavramı temsil ediyor. Sarı renk sakinlik ve huzur, mavi renk sağlık, yeşil renk zenginlik, beyaz renk saflık, kırmızı renk ise evlilik ve aile.
Ben sadece ritüelini izlemek istemiştim. Ritüel benmişim meğer Bekar olduğumu duyunca başladı dua etmeye. Yol gösteren ruhların benimle birlikte olduğunu, kısa sürede evleneceğimi ve sorunsuz bir seyahat geçireceğimi söyledi. Ancak bilhassa seyahat kısmı daha sonra aktaracağım üzere oldukça sorunlu geçti. Yaktın beni şaman amca
TÜBİTAK himayesinde hazırladığımız Kutup Bilimleri Ansiklopedisi için bol bol fotoğraf da çektim.
Şamanlık hakkında detaya girmeye kalksam raporu bırakıp bu inanç sisteminin usul ve esaslarını anlatmam gerekir. Sadece şu kadarını aktarayım. Bahsi geçen ruhların şamanlarla yaşadığı yer bu. Gerisini siz hayal edin
Tamam tamam biraz daha aktarayım
Şamanizmin standart bir tanımı halen yok. Bir görüşe göre çok tanrılı bir inanış. Diğer görüşe göre ise tam aksi. Bunun ardında yatan temel sebep ise çok büyük bir coğrafyada çok farklı kültürlerde çok farklı pratiklerinin olması. Temelde iki alem var denebilir (Asya’da ise üç alem – yer, yeraltı /öte-alem ve gök). İnsanlar alemi ile tanrı(lar) ve ruhlar alemi. Bir görüşe göre “ruhlardan esinlenen kişi” demek. Tunguz dilinde ise “büyücü” anlamına gelir. Ancak şamanları salt büyücülere indirgemek doğru bir yaklaşım değildir. Şamanların uyguladığı pratik, büyüye indirgenemez. 4 çeşit şaman vardır: ak, kara, şifacı, kartal. Şifacılık, şamanlığın ilk basamağı. Bir kişinin kıdemli bir şaman olabilmesi için kendisinden önceki 7 kuşağın da şaman olması gerekir. Şamanların istediği hayvanın kılığına girdiğine inanılır. Ruhlarla konuşabilir, rehber ruhların rehberliğinden faydalanarak çevresine yardımcı olur, kötü ruhlarla savaşır, diğer alemlere gidebilen bir rüya gezginidir aynı zamanda. Usta şamanların Demirkazık yıldızına kadar gidebildiklerine inanılır. Bilhassa kıtlık dönemlerinde büyük görevler üstlenirler.
Buryat Müzesi’nde dikkatimi çeken kaya çizimlerinden bir örneğe aşağıda yer verdim:
Türkler, tarihin en ilkel dönemlerinde dahi atlarıyla birlikte resmedilmiş.
Şamanizm pratiklerinin topluluk ve kültürlere göre farklılaşması da bu inanç biçimini ilgi çekici kılıyor.. Bir yanda Çin bir yanda Moğol etkisini yoğun biçimde gözlemlemek de mümkün. Sibirya’nın yerli halkı Sibirler (Sabirler olarak da bilinir), Hunlara bağlı topluluklardan biri. Sibirlerin Türk kökenli olduğuna dair birçok çalışma bulunmakta. Sibirya ismi de Sibirlerden gelmiş. Köken olarak “serbest, başıboş dolaşan, yol değiştiren” gibi anlamları var. Bir kısmı Tanrı Dağları’ndan Kafkasya ve Karadeniz’in kuzeyine göçen Sibirlerin Bizanslılarla sürekli savaş halinde oldukları bilinmektedir. Öyle ki Bizanslı Prokopios bu durumu;
“Sabirler, insan hafızasının hatırlayabildiği zamandan beri ne İranlılardan ne Romalılardan hiç kimsenin düşünemediği makinelere sahiptirler. Öyle ki her iki devlette mühendis eksik olmamış ve her devirde surları dövmek için makineler yapılmıştır ama şimdiye kadar böyle bir buluş ne ortaya konmuş ne de onlar gibi kullanılabilmiştir. Bu, şüphesiz insan dehasının bir eseridir” şeklinde ifade eder.
M. S. 500’lü yıllarda eşi öldükten sonra Sibirlerin başına geçerek orduyu komuta eden Boğarık Hatun, Türk tarihindeki önemli kadın komutanlardan biridir. Boğarık, köken olarak ‘kraliçe’ ve ‘komutan’ anlamına gelir. Boğarık Hatun’un ölümünden sonra ise Göktürklerin egemenliğini kabul ederek onlara dahil olmuşlardır. Dünya Savaşları döneminde de Sibirya, bir sürgün yeri olarak ünlenmiştir. Ancak bu ün oldukça kötü bir ündür çünkü Sibirya’ya yollanan savaş esirlerinin, sayısı halen saptanamamış Türk esirleri de dahil olmak üzere, önemli bir kısmı soğuğa ve esir kamplarının ağır çalışma koşullarına ayak uyduramayarak vefat etmiştir. Bahsi geçen esirler, Sibirya demiryolu hattının yapımında önemli rol oynamış; kamplardan kaçmayı başaran Türk esirler ise o bölgede başta ana dilde eğitim öğretim olmak üzere Türkî Cumhuriyetlerin muhtelif devlet teşkilâtı yapılanmalarında önemli rol oynayarak bağımsızlıklarını kazanma sürecine katkı sağlamışlardır. Dolayısıyla bu uzak coğrafyayla halen keşfedilmeyi bekleyen önemli tarihi bağlarımız bulunmakta. Burada yaşayan ve güncel çalışmalara göre 23 grupta toplanan Türk halkları bile başlı başına bir araştırma konusu. Daha derinlikli çalışmalarla bu sayının daha da artacağını düşünüyorum açıkçası.
Dönüş yolunda karlarla kaplı steplere dalarak düşündüklerim tam olarak bunlardı. Otele dönüşte apar topar CNNTÜRK Gün Ortası Haber Bülteni’ne konuk oldum. Burada saat 20:00, Türkiye’de ise 15:00. Arada beş saatlik bir zaman farkı var.
12.02.2022 – 13.02.2022 Müziğimiz: https://www.youtube.com/watch?v=pgDx3a2vgE8
Öğlen Irkutsk Havalimanı’na geldim ama sürpriz! Uçuşum iptal. Tek bir İngilizce anons/bilgilendirme yok. İngilizce bile danışma personeli henüz gelmemiş. Yakutsk’a charter uçuşlar genelde iptal oluyormuş. Zaten zaman zaman haber bültenlerinden ve sosyal medyadan gördüğümüz kadarıyla dünyanın en soğuk ve ekstrem şehri. Adına yakışanı yaptı yine.
Danışmada görevli İngilizce bilen personel gelince beni havalimanı yönetimine yönlendirdi. Güç bela İngilizce konuşabilen birini buldum. Bir sonraki uçuş bilgisini aldım. Gece 3’te! Tazminatı sorduğumda havayoluyla irtibata geçmemi söyledi. Havayolunu arayıp İngilizce menü seçmeme rağmen telefon hiç düşmedi, kimseye ulaşamadım. Uçuştan emin olamadığım için havalimanında beklemeye başladım. Gece 2 gibi rötar bilgisi geldi ve uçuşun sabaha karşı 5’e ertelendiğini öğrendim. Yakutsk’un Rusça yazımını söktüğüm için sadece Yakutsk uçuşunu takip ediyordum. Saat 4 gibi bu sefer havayolu bilgileri de değişerek uçuşum 07:30’da Yakutia Airlines’a aktarıldı. İnternette Yakutia Havayolu’nu araştırdığımda nispeten olumlu yorumlar görünce için de rahatladı açıkçası. Alrosa Mirny Enterprise charter uçuşlarından uzak durun.
Yakutsk Havalimanı ve kış sisi… Ve buzlar diyarının üzerinden uçmak…
Irkutsk – Yakutsk arası yaklaşık 3 saat. Havalimanından taksiyle şehir merkezi 300 Ruble civarı (1000 isteyecekler aman dikkat!). Otele gelir gelmez kahvaltı yapıp 1 saat uyudum. Hem stres ve uykusuzluk hem de havalimanında gergin bekleyiş beni çok yormuştu. Burası Türkiye’den 7 saat ileride. Sıkıca giyinip dışarı çıktım. Amacım şehri mümkün olduğunca yürüyerek dolaşmaktı. Ancak kısacık bir tur + birkaç fotoğraftan sonra telefonumun şarjı %20’ye inince panikledim. Oteli bulabileceğimden bile emin değildim. Hemen dönüşe geçtim. Bir yandan geçtiğim yolları ezberlemeye çalışıyordum.
Hava açık ve güneşli olmasına rağmen kısa sürede bu hale geldim çünkü sıcaklık -40 civarıydı. Kış sisinin ne olduğunu Yakutsk’ta anladım. Bir süre sonra görüşüm de kapanmaya başladı. Otele dönene kadar deyim yerindeyse akla karayı seçtim
Otelde hemen telefonumu şarja taktım. Sıcak bir şeyler de içtim. Yanımda göz damlası vardı, yanan gözlerimi anında rahatlattı. Şarj dolana kadar şehir haritasını inceledim, ana yolları kafamda iyice oturtmaya çalıştım. Bu sefer daha da hazırlıklı olarak, yanıma powerbank de alarak çıktım. Kendimden daha emin, yürümeye başladım. Öncellikle 1632 yılında Yakutsk şehrini kuran Dezhnev ve Abakayade Anıtı’nı buldum. Dezhnev ünlü bir kâşif, Sibirya’yı da o keşfetmiş. Keşfetmiş derken aynen Amerika gibi düşünebilirsiniz. Hikâyeler benzerdir; keşif ekibi erişilmesi güç yerlere ulaşır ve halihazırda yaşayan “ilkel” yerlileri bularak onlara medeniyeti götürür. Nitekim bu hikâyede de Dezhnev, tutsaklar arasından seçtiği Yakutyalı eşi ve çocuğuyla Rusya’yı temsil eden çift başlı kartalın altında kendine sığınacak güvenli bir liman bulmuştur.
Dezhnev’i ünlü kılan bu değil esasen. Farkında olmadan Bering Boğazı’nı bulduğu yolculuğu. Ancak okuma yazması iyi olmadığı için yeterince dokümante edemediği yolculuğu neredeyse 100 yıl sonra Vitus Bering tarafından tekrarlanmış ve denizci hikâyelerinden duyduğu Pasifik’le Arktik’i birleştiren o boğazın gerçekten de var olduğunu saha notlarıyla kayda aldığı için bu boğaza Bering Boğazı ismi verilmiş. Denizci hikâyelerinden kasıt, yine Hollandalılar. Zaten Arktik bölgesine dair pek çok ilki başaran da yine onlar. Onların hikâyelerinde yer aldığı şekliyle Asya’nın sonunda buzdan bir boğaz bulunmaktadır. Bahsi geçen boğaz Bering Boğazı. Kim bilir, belki Uçan Hollandalı lakabıyla efsanelere konu olan kaptanımız buraları da ziyaret etmiştir?
Mamut Müzesi kapalıydı. Öyle bir yerdeyim ki dünyanın en ilkel çağlarında canlı yaşamının yoğun olduğu, sonra ebedi bir buzul çağı yaşayan donmuş topraklar… Aynı zamanda Sibirya’nın incisi ve Türklerin en ekstrem koşullara dahi adapte olabileceğinin en güzel örneği. Saha Cumhuriyeti’nde neredeyse bir milyon Türk yaşıyor. Yeraltı kaynakları çok zengin.
Dünyanın sonuna da gitsin kadın, yine kadın. Süsü püsü de öyle Yakutya’da kına geceleri ortama uyum göstermiş, görselde de görebileceğiniz üzere her şey bembeyaz.
Belgesellerde gördüğümüz o meşhur balık pazarı uzak olduğu için o bölgeye gitmedim. Ama burada da aynı sistem mevcut, balıklar dışarıda soğuktan pişiyor. Hava zaten erken kararıyor, kıyafetlerim buz tutmasına rağmen gezebildiğim her yeri gezdim. Daha önceden yorumlarını okuduğum Muus Khai isimli restorana tay eti denemek amaçlı için gidince minik çaplı bir etnografik müzeyle karşılaşmak günün sürprizi oldu. Sahibi Türk ve yüksek irtifa dağcısıymış. Aynı zamanda fotoğrafçı, yerli halkın fotoğraflarından bir çeşit görsel şölenle donatmış restoranı. Türkiye’den geldiğimi duyunca çok sevindi, yakînen ilgilendi, güzel bir sohbet arkadaşı oldu.
Bana çok sık sorulardan biri de yemekler oluyor genelde. Tay etini ben de merak ediyordum, biraz sert ama güzel bir et olduğunu söyleyebilirim. Ve olmazsa olmazımız Sibirya orman meyveleri çayı. Harika bir tat! Ve inanılmaz enerji veriyor.
İnsanlar hiç İngilizce bilmiyor. Bu çay olması umuduyla kaç farklı paket çay aldım ama hiçbirinden bu çıkmadı iyi mi.
Sibirya’ya gelen biri temel düzey de olsa Rusça bilmeli yoksa gerçekten çok zorlanırsınız. Google Translate’e de güvenmeyin, telefonun çekmediği yerlerde ki Sibirya’da bu çok normal, yine beden diline talim… Saha Türkçesi’nden bir şeyler anlayabilir miyim diye çok dinledim ancak Türkçe-Rusça karışık bir dil konuşuyorlar. Restorandan çıktığımda akşam olmuştu. Ana caddeyi de görüp otele öyle döneyim dedim, ana caddenin yaya yolu tamamen buz tutmuş.
Aynen Grönland gibi bebek arabaları yerine çocukları kızaklarla çekme çok yaygın. Yaşlılar da baston yerine kızaklı destek kullanıyorlar. Yine de en sık karşılaşılan acil durum kırıklarmış.
Market görünce temel ihtiyaçlarımı aldım. Dondurma görünce dayanamayıp aldım ancak ikinci ısırıktan sonra -47’de taş kesildi. Ve ayrıca -50’lerde yaşıyorsan anca böyle ısınabilirsin
Hava sıcaklığı -50’nin altına düşünce ilköğretim eğitime ara veriyor. Burası muadillerine kıyasla oldukça gelişmiş bir şehir diyebiliriz. Her ne kadar aşağıdaki fotolarda görülebileceği üzere bina tarzları nedeniyle 80’li yıllar Sovyet şehirlerini andırsa da şehirde tüm sosyal ve kültürel aktiviteler mevcut. Grönland’in en kuzeyinde ne kafe ne restoran ne de herhangi bir sosyal ortam vardı. Burada da aynı soğuk ama her şeye rağmen güzel bir şehir kurmuşlar. Tüm şehri çevreleyen devasa ısıtma boru hatlarına ve bacalardan çıkan yoğun dumanlara rağmen…
Burada trafik ışıkları ve yay yollarında ekstra dikkatli olmak gerek. Her yerde buzlanma var. Araç fren yapsa da duramıyor. Hafif çarpmalara aldırmadan yola devam ediyorlar. O soğukta saatlerce şehirde dolaşmaktan yanaklarım ve burnumun ucu yanıp kararmış. Otele dönüp duş aldığımda fark ettim. Kendi bataryamın sonundayım ancak yine de dayanmaya çalışıp en azından TV programlarına bir göz atayım dedim. Aman Allah’ım farklı kanallar ve ne şaşırtıcı programlar!
Aslında Yakutsk ilk programımda yoktu. COVID-19 nedeniyle güncellediğim rotama iki günlüğüne de olsa eklemiştim. Böyle çok daha yorucu oldu ama değdi doğrusu! Nitekim CNNTÜRK olayı özetlemiş!
Yakut efsanelerine göre at ve insan aynı zamanda yaratılmış. Dolganlar ise ilk yaratılan canlının at olduğuna inanır. Dolganlara göre attan at-insan, ondan da insan yaratılmıştır. Yakutların epik destanlarına ise Olongo denir ve bu destanlarda üç dünyadan bahsedilir: üst, orta ve aşağı dünyalar. Kartal ve kuğu kutsaldır. Yaşadıkları yere geyik gelmesi ise bir kişinin yakında öleceği ya da kıtlık yaşanacağı anlamına gelirmiş. Yakut şamanlarına göre köpek ve kurt kötü hayvanlardır. Şaman olgunlaştıkça daha iyi hayvanlar olarak görülmeye başlanır. En yüksek ruh kartaldır ve bu yüzden kutsaldır. Burada da bazı paralellikler var. Örneğin Altay mitolojisindeki denizde yaşayan ve dünyanın koruyucusu olarak kabul edilen iyicil ejderha Bükrek (ya da Bükre), Yakut dilinde saygı duyulan ataları tanımlayan bir sözcük. Günümüzde Şamanizm pratikleri Müslüman toplumlarda dahi devam etmektedir. Örneğin nazar boncuğunun kökenleri şamanizme dayanır. Gönül isterdi ki Tiksi’ye Çukçi’ye ve diğer kuzey bölgelerine de gidip bizzat yerinde araştırma yapayım, Yukagirlerle tanışayım, Evenkilerle ava çıkayım… Ama “kahrolsun bağzı şartlar!” Diyorum ve susuyorum
Şimdilik programım sadece Sami halklarıyla görüşmeye müsait. Yani hava ve uçuş koşulları el verirse…
14.02.2022
Bugün, Moskova’dan aktarmalı Murmansk uçuşum vardı. 10.30’da Moskova’ya kadar sorunsuz uçtum. Ancak 17:50’de bindiğim o uçak normalde 2 saat 40 dk’da varması gerekirken 7 saatte zar zor gitti! Murmansk’ta fırtına varmış, inmeyi deneyip de başarısız olunca önce Arkhengelsk’e uçtuk. Buraya da önce inemedik. Uçuşun tek güzel yanı Arktik hava sahası üzerinde turlarken Kuzey Işıklarına denk gelmek oldu.
Daha sonra sert bir iniş gerçekleştirdik. Tabi kimse İngilizce bilgilendirme zahmetinde bulunmuyor, tüm anonslar Rusça. Burada yakıt aldık ancak uçaktan indirmediler. Hava aynen böyleydi… Göz gözü görmüyor resmen, öyle bir fırtına… Keşke indirseler de bir otele götürseler, yorgunluktan ölüyorum resmen. Belirsizlik daha kötü yoruyor üstelik. Bir de Rusya’nın en turistik bölgelerinden birine Murmansk’a gidiyoruz ama tek kelime İngilizce yok. Yeniden havalanınca bir turist dayanamayıp “For God’s sake, can anyone tell me where are we going?” diye bağırdı. Ben cevap verdim “I don’t know” Yanımdaki yolcu da iş insanıymış, kırık dökük İngilizcesiyle Murmansk’a gittiğimizi söyledi. 17:50’de bindiğimiz uçak güç bela 00:30’da Murmansk’a indi. Aslında düştü desek de yanlış olmaz. O nasıl bir inişti, resmen ben de hatim indirdim. Korkunç türbülanslar ve pistten çıkma tehlikesi atlattık. Murmansk’ta inince ayaklarım yere basınca şükrettim. Çok korkmuştum. Ancak şükrüm uzun süremedi. Hava ve rüzgâr felaket ve direkt havaalanına yöneldik. Bir de ne görelim? Havaalanında gram yer yok. Tıklım tıkış dolu. Tüm uçuşlar iptal. İnsanlar resmen yığılmış. Bir sonraki uçuş belirsiz. Taksi yok, otobüs yok, herkes mahsur, insanlar tuvalette bile yerde oturuyor.
Sami köylerinin yolları da kapanmış. Yandex indirmiştim ama taksilerin gelmediğini sonradan öğrendim. Bir içeri bir dışarı şehre gitme yolları arıyorum. Mesafe uzun olmasa tipiyi göze alıp yürüyeceğim ama araçla yarım saat veriyor. Yorgunluktan yıkıldım, yıkılacağım derken benim vasıta arayan o telaşlı koşturmacamı gören bir arazi aracı yanaştı. Aracın içindeki tipler resmen takım elbiseli Rus mafyası ve şoförü, ya da yorgunluktan hayal gücüm o şekilde uydurdu, bilemiyorum Ama zerre umurumda değil. Arka koltukta oturan kişi “Fırtına nedeniyle tüm ulaşımın iptal olduğunu, istersem şehre bırakabileceğini” söyledi. Otel rezervasyonumda da sorun olmuş, bir yandan başka otel bakıyorum derken yine güç bela bir tane otel bulabildim. Kabul edip etmeyeceklerini bile bilmeden yola çıktık. Adam bir yandan beni sakinleştirmeye çalışıyor. İstersem kız arkadaşının evinde de kalabileceğimi söylüyor. İngilizce de bildiğine göre kesin mafya. Uluslararası yasa dışı ticaret. Kaç günün yorgunluğu, uyku düzeninde bozukluk, uçuş iptalleri, stres, soğuk ve fırtına bedenimi felç ederken zihnimi çoşturuyor. Aklımda ne korku filmi senaryoları dönüyor, anlık film çekilse gişe rekorları kırar! Adam ilaç mı üfledi, artıkın n’aptıysa uyanık da kalamıyorum. Aslında yakışıklı ve nazik. Baya yakışıklı hem de. “Vay be diyorum hem yakışıklı ve karizmatik hem de mafya”. Bir yandan da uyanık kalmaya çalışıyorum ama yorgunluktan başım düşüyor, yolun fenalığından yine uyanıyorum, saçma bir döngüye girmiş halde yarım saat kadar yol almışız.
O adrenalinle havaalanı ve şehir arasında bir otel bulmuştum. Otelin kapısına bıraktılar, koşa koşa içeri girmeyi planlarken bir de ne göreyim, şu elektronik anahtarla açılan otomatik kapılardan! O an gözlerim karardı, ya resepsiyonda kimse yoksa? Yine bana hatimler Zil çalarken eşzamanlı hatim indiriyorum. Arkada oturan genç (yakışıklı ya genç oldu şimdi aracın kapısını açmış beni izliyor. “Don’t worry” diyor “We will find you a place tonight”. “Endişelenme, sana bir yer buluruz”. Aslında sesi nazik gibi ama uyanık ol Ebru. O kadar vampir filmi izlemişim, yer mi Anadolu Civciv’i. Avını tuzağa düşürmek için karizmatik sesini kullanıyor. Kafamda dönen düşünceler aynen bu şekil.
Hayatımın en uzun bekleyişi birinin gelişiyle sona eriyor. “Yer var mı” diyorum ama aslında yalvarır gibi çıkıyor sesim. Varmış. Tam bayılacakken resepsiyondaki koltuğa çöküyorum, dizlerimin bağı çözüldü resmen. Araç halen kapıda bekliyor ve olay ortaya çıkıyor. Bana yardımcı olan kişi aslında gayet güvenilir bir iş insanı. Tanındık bilindik bir insan. Mafya falan yok. Sadece ve gerçekten nazik. Rahmetli anneannemin “Rabbim seni iyi insanlarla karşılaştırsın” duasının bir yansıması sadece. Telefon numarasını da vermişti ama ellerim titrerken düzgün yazamamışım, yoksa ertesi gün özür dilemek için kahveye davet edecektim. Şu an hatırladıkça kahkaha atıyorum.
O sinir harbiyle odaya girdim, gerisini hatırlamıyorum, bu da böyle bir Sevgililer Günü anım.
15.02.2022
Sabah uyandığımda önce nerede olduğumu idrak edemedim. Dün gece aklıma gelince istemsiz gülümsedim. Tüm kaslarım tutulmuş bir şekilde kahvaltıya indim. Nerede olduğumu o an idrak ettim. Otel, dağ kabini şeklinde, mükemmel döşenmiş, bayıldım.
11.30 gibi şehir merkezine indim. Amacım acente, rehber vb. bulup Sami köylerine gitmek. Murmansk’ta yaşayan Twitter’dan bir takipçim mesaj atmış ve fırtına nedeniyle uyarmıştı. Köy yollarının kapalı olduğunu da o söylemişti. Şehir merkezine inince olayı daha ne anladım. Murmansk’a giden yolları bile zar zor temizliyorlardı. Arazi aracı olmadan ulaşmak imkânsız ancak arazi aracı bulsam da şoförü nasıl ikna edeceğim?
Neyse ki Rusya’dayız. Ayılardan evcil hayvan yapan bir milletten bahsediyoruz, gerekeni yapacağız artık!
Acenteler turlar iptal dedi. Turizm ofisine gittim ve telefonumu bıraktım. Ofisteki görevli ısrarımı görünce bir yakınına soracağını söylemişti. Nitekim akşam tanımadığın bir numaradan mesaj geldi ve istediği ücrete yarın sabah 9:00’da yola çıkmak üzere anlaştık. Ancak fırtına halen şiddetli. Merkezi turladıktan sonra otelime döndüm. Murmansk’ı çok beğendim.
16.09.2022 Müziğimiz: https://www.youtube.com/watch?v=3oSMuTvDHCM&t=709s
09:00’da gelen mesajla yola çıkışımız ertelendi ve 11:00’e kaydırdık. Ne bitmek bilmez bir fırtınaymış. Neyse ki 11:00’de gerçekten yola çıkabildik, aşırı mutluyum!
Oyyy, yolun güzelliği!!!
Araçla tam 2 saat boyunca gittik. Yolun minik bir kısmı asfalt, geri kalanı görseldeki gibi stabilizeydi. Her ne kadar gitmeyi planladığım köy olmasa da buna da şükür diyorum.
İlk sorunuza cevap: Samiler artık bu şekilde yaşamıyor. Samilerin Türk kökenli olduğuna dair birçok çalışma var, al işte çalışılacak bir konu daha! Ren geyiği çobanlığı yaparak geçiniyorlar. Bu bölge ren geyiği çiftlikleriyle dolu. Beslenme ise somon ve ren geyiği ağırlıklı. Lapland’ı ziyaret eden çok sayıda turist olduğu için köylerine turistik nitelik kazandırmışlar. Bu tarz çadırlardan restoran ve hatta otel bile bulabilirsiniz.
Osmanlı’nın son döneminde Finlandiya ile çok iyi ilişkiler kurmuş ve hatta oradaki Müslümanlara müftü bile yollamışız. O bölgede ikamet eden Türkler olduğu kayıtlara da geçmiş ancak bu daha derin bir araştırmanın konusu.
Geleneksel kıyafetleri bu şekilde. Bir de kadınların taktığı “Gurur Başlığı” var. Norveç, İsveç ve Finlandiya’nın kuzeyinde Laponya denen bölgeye Samiler, Sami memleketi anlamına gelen Siida ismini vermişler ve binlerce yıllardır buradalar.
Geleneksel yemekleri balık çorbası ve ren geyiği kavurması, ikisi de gayet lezizdi
Ren geyiğiyle tehlikeli yakınlaşmalar ve mutlu son! (Ben yine başıma geleceklerden habersiz)
Bu heykelleri ben de ilk defa gördüm açıkçası. Her bir heykel başka bir kavramı simgeliyor, şaman size açıklıyor ve siz de size uygun olana gidip dua ediyorsunuz. En son şaman duasından sonra bu kısmı pas geçtim Şaka bir yana bir yolculuğun her anı başka bir macera olabilir mi? Olabilirmiş. Rusya – Ukrayna Savaşı’nın arifesinde hiçbir şeyden habersiz her aksiliğe rağmen rotamı tamamlamış bulunmanın huzuruyla şehre döndüğümde dün akşam yemek yediğim Gray Goose isimli lüks restorana tekrar gittim. İlk kez bir ekspedisyonumda lüks restoranlar tercih ediyorum çünkü Rus mutfağı bence çok başarılı. Bilhassa deniz ürünlerine bayıldım, tüm deniz ürünleri ayrı bir lezzet. Yemekten sonra da Kuzey Işıkları turuyla kendimi şımartmak istedim. Fırtına biraz dinmişti ama rüzgâr yine de sertti. Işıkları göremezseniz ertesi gün yine ücretsiz gidebiliyorsunuz ancak ertesi gün Krasnodar’a geçeceğim için ışıkları göremeden döndüm.
17.02.2022 Krasnodar – Savaşın Ayak Sesleri
Krasnodar’ı pek beğendiğim söylenemez. Burada çalışan birçok Türk vatandaşına da denk geldim. Biraz alışveriş dışında çok gezmedim. Üstümde zorlu bir rotayı tamamlamanın yorgunluğu vardı. Dile kolay, o yukarıda verdiğim rotayı her şeye rağmen tamamlayabildim! Bu ekspedisyonum daha sonra pek çok yayına da dönüştü.
Krasnodar’dan dönerken havaalanında sirenler çalmaya başladı. Önce ne olduğunu anlamadım. Ancak tekrar sirenler çalınca “tatbikat” olduğu söylendi. Havada garip bir huzursuzluk, her yerde kolluk kuvvet personeli ve sürekli güvenlik kontrolleri.
“Hayırdır, savaş mı çıktı?” diye düşünürken meğer gerçekten savaş hazırlığıymış. 17’si akşam Türkiye’ye döndüm, ben döndükten kısa bir süre sonra havaalanları kapatıldı ve uçuşlar iptal edildi. Resmen ucu ucuna denk geldi, hatırlayınca halen ürperiyorum. Sonrası malum…
Yine de her ne yaşanırsa yaşansın, İhsan Oktay Anar’ın da dediği gibi macera büyük nimet… Bugün, bu raporda yaşanan her şeyi bildiğim halde aynı rotayı tekrar etme fırsatım olsa tereddütsüz giderdim. Çok güzel yerler gördüm, çok kıymetli bilgiler edindim, güzel insanlar tanıdım ve onların hikâyelerine misafir oldum. Bence bu bir başlangıç, içimden bir his Sibirya mesaimin yeni başladığını söylüyor!
“Atamız yakmış alevli ateş, anamız gömmüş taş ocak, hakana hızlıca yükselen boz duman, yaktığım sıcak alevli ateşim, bütün dünyayı dolaşıver! Ak yayıktan Altay yargı istersin, aydan ve güneşten bereket yetişsin, alevli ateşe ulaşsın”
Bir Şaman Duası
Ebru CAYMAZ
Aka Civciv
26.02.2023
Çanakkale
Daha fazla içerik için giriş yapınız ya da kayıt olunuz!