- Umut Karkın uploaded a blog post.
- Category : Mountaineering and Summit Memories
- Aladağlar Demirkazık Güney Yüzü 1996 rotasında yeni bir varyant tırmanışı
- Ankara’dan üç arkadaşım kendi aralarında plan yapmışlar. Beş gün gibi uzunca bir süre Aladağlara gidip planladıkları faaliyetleri gerçekleştireceklerini ve benim de gelmemi istediler.
Aladağlar da kışın satın aldığımız yerimize ahşaptan karavan ve banyo tuvalet gibi ihtiyaçları karşılamak için iki haftada bir hafta sonlarımı kampta geçiriyordum. Niğde’de oturan, komün hayatın üyesi arkadaşlarımla her fırsatta kampa gidip imalat işlerine devam ediyorduk. Gerçi ben işlerine çok karışıyorum diye beni pek istemiyorlardı ama neyse.
Son iki, hatta üç ay içerisinde Aladağlara ne kadar gidip geldiğimi hatırlamıyorum bile. Bu kadar gidip gelmenin arasında dağların enfes manzarasını her an izleyip faaliyet yapamamak içimi acıtıyordu. Mayıs ayında Küçük Demirkazık’a bir tırmanış denemiş ancak kar yağışının artması ve görüş mesafesinin düşmesinden dolayı faaliyeti iptal edip dağdan dönmek zorunda kalmıştık. Sonuç olarak epeycedir faaliyet yapamamış biri olarak hasretim yüksek seviyede idi.
Tibet’ten yurdumuza transfer ettiğimiz Mehmet Ali Kaya ağabey (Tibetten transfer konusunun mucidi Cengiz Kayacılar hocamızdır, benim ile bir gram alakalı değildir.), iş yerime gelerek faaliyete gideceklerini ve beni de davet etti. Ben yoğun ve yorgun olduğumdan dolayı, teşekkür ederek gelemeyeceğimi ifade ettim.
Ancak aradan zaman geçtikçe Aladağlara olan hasretimin depreşmesinden dolayı Cuma günü akşam Mali’yi arayarak ben de gelmek istiyorum dedim ve eve gidip küçük bir çanta hazırladım.
Cumartesi sabah erkenden buluşup dört kişilik bir ekip olarak yola koyulduk. Cumartesi gündüz gözüyle yolculuk yapmak güzeldi. Cumartesi öğlen saatlerinde Teke Ana Kampa vardık (Yukarıda bahsi geçen mekan. Ticari bir işletme değildir.)
Kampımızda bir mutfak karavanı var, onun önünde içi boş olan sulama havuzu üzerine kurulu 56 m² büyüklüğünde tahtalığımız (veranda) var. Maliler çadırlarını tahtalığa kurdu, Selim ağabeyi mutfak karavanın içindeki bazayı ayırdık. Ben ise yıldızlara bakarak tahtalıkta açıkta uyumayı tercih ettim.
Maliler ilk olarak faaliyetlerine Demirkazık’a klasikten tırmanıp, sonra Kızılkaya tarafına gitmeyi düşünüyorlardı. Ben ani bir kararla ekibe dahil olunca, Demirkazık klasikten vazgeçildi ve güney avcı rotası diye bilinen rotaya karar kılındı. Bu rota olmasının sebebi ise benim daha önce bu rotayı tırmanmış olmam.
Kendi adıma üç saatlik net ve güzel bir uykudan saat 02.00 de uyanarak faaliyet hazırlıklarına başladık. Minik bir kahvaltıdan sonra Selim abinin dört çekeri ile yola çıktık ve aracı Kayacık Pınarının gerisinde ki kaya kütlesine kadar çıkardık ve son hazırlıklarımızı yaparak saat 04.00 da tam olarak faaliyete başlamış olduk.
Daha önce güney tarafından dağa tırmanmış olmamdan dolayı olacak beni öne geçirdiler ve en arkaya da Mali geçti. Hava serin ve tam olarak açık olmasa da fena değildi. Kısa bir süre sonra, Narpuz vadisinde akan pınarın yanına ulaştık. Bolca su içip sularımızı tamamladıktan sonra ikinci narpuza doğru yola koyulduk.
İkinci Narpuz kapıya tırmanırken, ekibi sağa geçip rahatça ilerleyen patika yerine solda kalan kayalara sürükledim ve güzel bir sabah antrenmanı yaptırdım. Elimiz kayaya değdi şükür. Aylardan beri dağın içine girip faaliyet yapamıyordum. Yaklaşık dokuz aydır elim kayaya değmiyordu.
Kayada biraz ısınarak yol aldıktan sonra, ikinci Narpuzun hemen üstünde, sol tarafta büyükçe bir kayanın altında yer alan bivak yerine vardık ve kahvaltı molası verdik. Bivak yerinde dinlenirken yarışmacı arkadaşlar, neden karşıdaki patikadan gitmediğimizi sordular. Sanki başımıza gelecekleri biliyormuşçasına, akşama kadar kim bilir ne kadar kaya tırmanacağız, şuncacık kayadan ne olur dedim. Bu arada ekimizde yer alan Selim ve Münevver, yüce dağımız olan Demirkazık’a ilk defa geldiler.
Molayı bitirerek Demirkazık’ın güney yüzünün dibinden rotanın girişine doğru hareket etmeye başladık. Bir süre sonra rotanın girişine vardık. Rotanın girişine baba yapılmış. Bu babayı Ramazan Bozkurt hocanın yaptığını düşünüyorum, zira buradan zirveye çıkış yapmayı birkaç defa tercih ettiğini biliyorum.
Ve yüce dağımızın, güney avcı rotası dediğimiz ancak Tunç Fındık Aladağlar kitabının 1.3 Güney yüzü 1996 rotası” isimli III ve III+ olarak derecelendirilen rotadan giriş yaptık.
Rotanın girişini bulmak dahi sıkıntılı ve hava bizim yanımızda değil, kapalı, kasvetli ve genellikle sisli bir hava mevcut. 2019 yılında tırmandığımda Vikiloc kaydı oluşturmuştum ve bu kayıtı takip ederek rotanın girişini buldum.
Bu rotanın girişi ve aşağı yukarı ilk 100-150 metrelik yükseklik kazanımı sıkıntılı. Bence bir labirenti andırıyor ve hata yapma ihtimaliniz fazla. 2019 yılının yazında buraya ilk kez tırmandığımda, 3100 metrelerde rotayı karıştırıp bir kısmını, rotaya göre daha zor kaya etabını geçerek tekrar rotaya bağlanmayı başarmıştım.
Bu tırmanış esnasında, hava sisli ve bazı anlarda görüş mesafesi 20 metreye kadar düşüyor ve kayalar buz gibi.. 2019 yılında yaptığım hatayı bu sefer sisten dolayı tekrarladığımı rotadan bir hayli saptıktan sonra anlayabildim. Rotadan ayrıldığım yeri tarif etmek imkansız. Yüksek kaya bloklarının arasında ve siste nereden sola geçiş yaparak rotadan çıktığımızı kestirmek çok zor ancak eğer atlamadıysam veya sisten görmediğim olmadıysa, en baştan itibaren üçüncü babaya ulaştığımızda sola giriş yaptık.
Zaman zaman açan havada gördük ki asıl rotanın soluna girmişiz ve ilerledikçe rotadan daha da sola kaymak zorunda kalıyoruz. Bir ara havanın iyice açmasıyla zirveye giden hattı ters U şeklinde kapatan bir vadide olduğumuzu anladım.
Rotayı karıştırdıktan sonra geneli 4 ve 4+ derecelik kaya tırmanışlarıyla irtifa kazanıyor, ters U nun duvarlarından yukarı çıkacak bir geçit arıyorduk. Önce dar bir baca hattını gözüme kestirip o tarafa doğru yükseldim ancak yaklaştıktan sonra kıt teknik malzemeyle oraya tırmanmanın akıllıca olmadığına karar verip, duvarın daha soluna doğru yan geçiş yaptık. Amacımız ters U nun sağ hattının üzerine çıkmak ve oradan Hodgkin-Peck kulvarı ile güney rotasının birleşim noktasına ulaşıp rotayı tekrar yakalamak.
İki noktadan sırt hattına çıkılabileceğini düşünüyorduk ancak hangisini tırmanmak gerektiğine gerçekten karar veremedik. Bir çıkış uzunca ve yer yer içinde negatifliklerin olduğunu düşündüğüm baca, diğeri ise onun sağında slap açık bir yüzeyden oluşuyordu. Neden bilmiyorum bacanın daha tehlikeli olduğuna karar verip sol taraftaki slap kayaya yöneldik ve tırmanmaya başladık. Tırmanış derecesi yükseliyor ve ekip arkadaşlarım sessizce takibe devam ediyorlardı. Zannedersem ortam gerilmeye başlamıştı, kendilerini acaba bir çıkmazın içinde mi zannediyorlardı. Mali hariç diğer arkadaşlarıma sürekli nasıl olduklarını soruyordum. İlginç bir şekilde iyiyiz diyorlardı ama stres ve yorgunluk çoktan başlamalıydı, çünkü yüz ifadeleri değişmeye başlamıştı.
Tırmanışın bütün amacı ters U nun solundaki duvarın sırtına ulaşmak üzerine kurgulanmıştı ama arka tarafta ne olduğunu kimse bilmiyordu. Belki insaflı birkaç kulvardan rotaya bağlanıp kolayca tırmanışa devam edecektik. Bu arada sürekli gidip gelen sis ve genel olarak kötü bir hava ve dolayısıyla kötü bir görüş hakimdi ortama. Daha da gerilmek için bütün şartlar ulu dağımız Demirkazık tarafından bize sunulmuştu. Aramızdan iki arkadaşımız ilk defa Demirkazık ile tanışıyorlardı.
Epeyce tırmandık, artık sırt hattına ulaşmaya 4-5 metre kaldı. Önümde gerçekten sıkıntı yaratacak iki ya da üç hamlelik bir yer var. Yeterince ne tutamak var ne de basamak. İlk hamleyi yapıyorum ancak ikinci hamleyi yapamadan yavaşça, görece emniyetli noktaya ayağımı geri basıyorum. Ayağımda bot ve sırtımda çanta, ikinci hamlem çok güvensiz ve üçüncü hamlenin de çok güvensiz olduğu gözler önünde. Yanımda 1-6 numara arası takoz seti var ancak bu malzemeleri takacak hiçbir yer yok, düz bir yüzey. İkinci denemeyi yapıyorum ve tekrar kendime güvenemediğim için aynı noktaya ayağımı geri indiriyorum. Kendimi biraz daha toplayıp, önümdeki etabı iyice inceleyip aslında ilk hamlede yapmam gerekeni yapıyorum ve kendimi sırta atıyorum. Yaptığım hamlelerin 5+ veya 6 eksilik iki hamle olduğunu düşünüyorum! Altımda ki derin boşlukta bu hamlelerden bir üçüncüsü olsa herhalde bu hamleleri yapmayı denemez ve adam akıllı bir emniyet hattı kurup öyle tırmanırdım.
Sırta çıkınca daha öncede söylediğim gibi, insaflı bir iki geçiş noktasından sonra asıl rotaya bağlanmayı umut ediyorum ancak gerçekler bam başka.
Sırta çıktığımda karşılaştığım manzara; arka tarafta derin bir uçurum. Asıl rotaya mesafemiz yanal olarak düşünürsek sadece 5-10 metre ama sorun şu ki aramızda en az 30-40 metrelik bir duvar var ve biz rotaya havadan bakıyoruz. Açıkçası ilk baktığım yer sırtın diğer tarafı oldu, çünkü kolay olduğunu bildiğim rota diğer tarafta. Yönümü zirve tarafına çevirdiğimde ise üzerinde yürünebilecek bir sırt beklerken onlarca metre uzanan kılçık hattı beni karşıladı. İşler daha da zorlaştı, emniyetli bir şekilde ilerlemekten başka çare kalmadı.
Kılçığın güzelliği birçok yerinden emniyet noktası oluşturabiliyor olmak. İki tane 120 lik kapalı perlonla bir istasyon kurup arkadaşları güvenli bir şekilde yanıma aldıktan sonra onlarca metre uzanan kılçıkta belli aralıklarla ipi oluşturulan emniyet noktalarından geçirmek gerekiyordu.
En son Mali de kılçığa geldikten sonra 50-55 metrelik bir hatta yani ipimizin yettiği kadar ve bitiş noktasında arkadaşlarımın emniyetli bir şekilde ve istasyona bağlı şekilde kalabilecekleri uygun bir yere kadar ip hattı oluşturdum. Mali ile benim aramda tırmanan Münevver ve Selim abi, Via Ferrata mantığıyla benim yanıma kadar ulaştılar. Artçımız Mali hattı toplayarak bize doğru yaklaştı, onun emniyeti yanlış hatırlamıyorsam Münevver aldı.
İkinci bir hat daha döşeyerek aynı mantıkla kılçığın bittiği yerde bulunan dikey kütlenin dibinde bir iki kişinin sığınabileceği yere, iki takozla istasyon kurup ipi sabitledim. Selim abi ve Münevver benim yanıma ulaştıktan sonra ilkinde olduğu gibi Mali hattı toplayarak yanımıza geldi.
Önümüzde tırmanmamız gereken bir ip boyu yer kaldı, sonrası 1996 rotası ile yada Güney avcı rotasıyla birleşiyor. İki sene önce oluşturduğum kayıt bunu teyit ediyordu.
Üç dört metre yan geçip sonra son ipli tırmanışı bitirecek olan kayanın üstüne tırmanıyorum ve istasyonu kurup aşağıya ip atıyorum. Arkadaşlarım 10-12 metre altımdalar. Önce Selim abi sonra Münevver, güvenli bir şekilde yanıma geldikten sonra, Mali alt istasyonu toplayıp yanımıza geliyor.
Ve artık 3320 metrelerdeyiz. 3100 metrelerde başlayan macera böylelikle sona ermiş oldu. Bulunduğumuz yeri kısaca tarif etmek gerekirse; Ulu dağımız Demirkazık’ın, batı zirvesinden güney batıya doğru inen sırt hattının en altındayız, Hodgkin-Peck kulvarının bitip güney rotasıyla birleştiği sırtın en alt kısmındayız. Bundan sonra batonlu olarak irtifa kazanacağız ve bir iki noktada elimiz kayaya değecek. İşimiz oldukça kolaylaştı, artık önümüzde batı zirvesini görebiliyoruz.
Biraz toparlandıktan sonra tekrar tırmanışa geçiyoruz. Tırmandığımız sırt, dağın hem batısını hem de güneyini izlememize imkan veriyor ancak havanın kötü olması bize bu güzelliği pek yaşatıyor denemez.
Artık herkes yoruldu, aşağı yukarı beş saatlik bir mücadele ile işin zor kısmı sona erdi.
Basit tırmanışlarla yolumuza devam ediyoruz. Önceki viciloc kaydım ile birleştik. Biraz sonra Hodgkin-Peck rotası ile birleşen yere de ulaşıyoruz. Ekip üyelerinin arası biraz açıldı. Tabii ki mesafe olarak açıldı. Bu arada Mali biraz rahatsızlandığını, daha yavaş geleceğini söylüyor, gerçekten pek iyi görünmüyor ama geçici olduğunu tahmin ediyoruz. Bir ara Münevver nabzını ölçtüğünde 144 dedi ve bu sayının normalin üzerinde olduğunu ifade ettiler.
Daha sık molalar vererek, batı zirvesinin hemen sağına ulaştım. Yanıma Selim abi geldi, sonra az aşağıda olan Münevveri de çağırdım ve batı zirvesine çıkmalarını söyledim. İki arkadaşımız, kutsal dağımızın doruğuna ilk defa adım atıyorlardı.
Münevver ve Selim abi batı zirvesine çıkarken ben de arkalarından yürüyordum o sırada aklıma geçen yıl Hodgkin-Peck kulvarının V çentiği tarafından yaptığımız tırmanış geldi.
Geçen yıl gene bu tarihlerde arkadaşım ve hemşerim Harun ile (bu arada ikimizde Burdur’luyuz) V çentiği rotasından tırmanırken, İstanbul’dan gelen üç kişilik bir ekip daha vardı. Onlar amfi tiyatronun sağına giren yani Hodgkin ve Peck soy isimli dağcıların tırmandığı yerden tırmanıyorlardı. Biz amfi tiyatronun girişinden V çentiğine devam edip sağa girerek tırmanmayı tercih etmiştik.
Biz V çentiğini geçip bir kılçığın üzerine çıktığımızda, aşağıda tırmanan ekibi gördük, onlarda bizi. Altımızda amfi tiyatro olduğu gibi görünüyordu. Ekip liderleri bana oradan bağırmıştı. “hocammm durumunuz iyi görünmüyor diye”. Bulunduğumuz yere, karşıdan bakıldığında galiba kötü görünüyorduk. İstanbul’lu arkadaşın baktığı yerden bakıldığında kartal yuvasına tünemiş iki tavuğa mı benziyorduk bilmiyorum. Bende cevap verdim “sıkıntımız yok, gayet iyiyiz biz” diye. Aslına bakılırsa kötü durumda olan onlardı. Benim bulunduğum kartal yuvasından bakıldığında onların durumu pek iç açıcı değildi. Sonrasında biz batı zirvesine çıkmak üzereyken aşağıdan sesler geldi, İstanbullular rotayı hafif karıştırmışlar. Sağdan çok basit bir şekilde batı zirvesinin sağına çıkabilecekken, sırtın hemen sağındaki daha dik yeri tercih etmişler ve ip birliği içinde bizim yanımıza doğru geliyorlardı. Biz batı zirvesini geçip ana zirveye yaklaşınca, onları bekleyip buyurun siz önden zirveye çıkın, hak ettiniz demiştik. Aslında biz onlardan 15-20 dakika önce zirveye çıkabilir, fotoğraflarımızı çekip onlar zirveye ulaşmadan inişe geçebilirdik. Belki orada bir ev sahipliği yapmış olduk. Yaptığımız bu davranışa karşılık İstanbullu arkadaşlardan, birbirimize yaptığımız basit ikramlar ve sohbet anlamında bir karşılık göremeyince dağın doruğundan ayrılmıştık. Belki çok yorulmuşlardı belki de İstanbul gibi acımasız bir şehirde yaşamanın kişilikleri üzerinde yaptığı değişiklik ti, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Harun ile biz Narpuz vadisine indiğimizde bu arkadaşlar daha inişe dahi geçmemişlerdi.
Konumuza geri dönersek; Selim abi ve Münevver bu doruğa ilk kez adım atıyorlardı ve ekibin en önünde zirveye çıkmayı en çok hak eden onlardı ve öyle de oldu.
Batı zirvesinde çekilen birkaç fotoğraftan sonra, Mali batı zirvesinin hemen altına ulaştı, biz de onun yanına indik. Dron uçuracağım dedi. Dron için hava biraz rüzgarlıydı, gene de denemek istedi ve biraz uğraştıktan sonra dronu kaldırdı. Ekip olarak ana doruğa doğru yürürken dron bizi takip edecekti ama olmadı. Sert esen rüzgar buna müsaade etmedi. Biz doruğa yürürken Mali dronu indirdi ve peşimizden geldi.
Ve işte tam on saatlik bir tırmanış sonucunda kutsal dağımızın doruğuna adım atmıştık. Adet olduğu üzere hepimiz birbirimizi tebrik ettik. Hava kötü ve sisliydi. Sis bize arada da olsa etrafı görme şansı veriyordu.
Demirkazık, nazlanarak ta olsa bizi doruğuna kabul etmişti. Buraya kadar gelmenize izin verdim ama sabrım çok değil, haydi gidin artık der gibi bir hali vardı.
Mali biraz daha dinlenmek istedi. Onun neden rahatsızlandığını düşündük ancak bir anlam veremedik. İki seçenek düşündük, birincisi üç gün önce verdiği Covit Antikor bağışı sebebiyle bir sorun yaşıyordu, ikincisi ise seyrelen havadan dolayı bir sorun yaşıyordu ama ikinci seçenek Mali için çok zayıftı.
Hava iyiye gitmediği için çok durmadan zirveden ayrılmaya karar verdik ve inişe geçtik, külah boyunca iki noktada ip açarak külahın altına indik. Doğu geçidinin sırta çıktığı noktada bir şeyler atıştırdıktan sonra, yolumuza devam ettik.
Selim abi ve Münevver ilk kez çıktıkları bu dağda ünlü külahla da tanışmış oldular. Bir çok kişinin aksine onlar, buradan tırmanıp inmek yerine, çok daha karışık ve yorucu bir rotadan, dağın güneyinden çıkıp külahtan iniş yapmış oldular.
Hızlıca kızıl çarşağı inip vadi tabanına ulaştık ve çok vakit harcamadan yolumuza devam ederek ikinci narpuzun girişine geldik. İkinci narpuzun kapısının inişi her zaman olduğu gibi uğraştırıcı ve yorucu. Bir şekilde orayı da aşıp, Kayacık pınarının az ilerisinde duran aracımıza ulaştık.
Karayalak ve Sokulu Pınar kamp alanları boşalmıştı, bir iki araçtan ve bir iki çadırdan başka kimse kalmamıştı. Biz kendi kampımız olan Teke Ana Kampa ulaştık.
Daha önceden geleceklerini bildiğim arkadaşlarım İzzet ve Cavit hocam wc-banyo kısmında hatırı sayılır bir imalat yapmış ve yapmakta olarak gördüm. Sağ olsunlar çay demlemişler, çay faslından sonra hava karardı ve karavanın önünde küçük bir sofra kurarak hep beraber geç saatlere kadar tırmanışı kutladık.
Pazartesi Ankara’ya dönüp, tam olarak nereden çıktığımızı inceledeğim de; Güney Avcı Rotası yada Tunç Fındık’ın Aladağlar kitabına göre baktığımda 1.3 numaralı Güney Yüzü 1996 rotasına bir varyant oluşturduğumuzu gördüm. Rotanın girişinden 100 veya 110 metre irtifa kazandıktan sonra biz sola kaymışız ve neredeyse Hodgkin-Peck rotasından sırta bağlanan noktaya kadar ayrı bir hattan tırmanmışız. Yukarıda da belirttiğim gibi 3320 metrelerden sonra 1996 rotasının hattına girebildik.
Yaptığım araştırmaya göre çok büyük bir ihtimalle bu hattan daha önce tırmanılmamış ve Aladağlar kitabında da böyle bir rota yer almıyor. Sisli bir Aladağlar gününün bize hediyesi tam olarak yeni bir rota olmasa bile bir varyant oluşturmuş olma ihtimali sevindirici.
Eğer ki bu rota daha önce tırmanılmadı ve ilk tırmanışını biz yapıyor isek isminin GÜNEY KILÇIK VARYANTI olması yakışacaktır diye düşünüyorum.
Tırmanış esnasında aldığım her türlü kararı destekleyen, itiraz etmeyen ve soğuk kanlılıkla tırmanışa devam eden Münevver Yazıcı ve Selim Gürkan ağabeye, harika uyumları ve gösterdikleri cesaretten dolayı çok teşekkür ederim. Sizleri biraz yordum, affedin.
Bu tırmanış esnasında en önemli görev Tibetli Mehmet Ali Kaya ağabeyindi. Çünkü ekibimizin artçısı oydu. Dağlarda bir hayli vakit geçirmiş, Aladağlarda onlarca doruğa adım atmış biri olarak tecrübeli bir dağcıdır. Birkaç cümle ile beni eleştirse idi ekip ruhu bozulacak ve bu tırmanışın gerçekleşmesi çok daha zor ve sıkıcı olacaktı. Belki de motivasyon düşüklüğünden bir kaza meydana gelecekti.
Harika bir ekip uyumu ile güzel anılar biriktirdik. Dağlarda görüşmek dileğiyle…
Log in or register for more content!