- Umut Karkın blog yazısı yükledi.
- Kategori : Dağcılık
- Aladağlar' ın ismi üzerine
- Aladağlar, Türk dağcıları tarafından bir mabet olarak görülür. Sadece dağcılar için değil, her seviyedeki yürüyüşçü, doğa sporcusu veya doğasever için yapılabilecek bir etkinlik imkânı vermesi ve büyüleyici görkemi içinde insan ruhunu besleyen ruhani bir yerdir.
Dağlar bütün toplumların mitolojisinde yer bulmuştur. Konargöçer hayat yaşayan Türk halkları için ise ayrı bir öneme sahiptir. Dağlar, ruhları besleyen, onları var eden, koruyan kollayan, doyuran, saklayan ve daha nice yaşam sırrını barındıran ögelerdir.
Avrupa ve Asya’yı binlerce yıl adımlamış ve kültür aktarımı yapmış atalarımızın büyük bir kısmı çok uzun süre bu hayat tarzını ve inancını devam ettirmiştir.
Tarih boyunca büyük bir coğrafyada konargöçer yaşayan, aynı dili konuşan ve aynı kültürün insanları olan Türk halkları, inanç sistemleri içerisinde dağlara önemli bir yer ayırmışlardır.
Türk inanç sistemi içerisinde dağlar kült haline gelmiştir, yani tapındıkları varlıklar arasında yer almıştır. Türkler atalarının ruhlarının dağlarda yaşadıklarına inanmışlar, Tengri’nin dağların doruklarında yaşadığını düşünmüşlerdir. İnanç sistemleri içerisinde, doğada bulunan her varlığın bir ruhu / iyesi vardır. Her canlı ve cansız varlık içinde bir ruh barındırır. Dağlar ise büyük bir ruha sahip, içinde ataların ruhlarını da barındıran Tengri makamıdır, Türk inanç sisteminde dünyayı ayakta tutan eksendir. Nitekim Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügati’t Türk adlı eserinde “yir basruku tag, budun basruku beg” şeklinde bir atasözünden bahsetmektedir. Bu atasözü, yerin (dünyanın) baskısı dağ, halkın baskısı beydir anlamına gelmektedir.
Mitlerimizde yer alan inanca göre “dağlar” yeryüzünün dağılmasını önleyen ve ayakta tutan kutsal varlıklardır. Yine Kaşgarlı eserinde “Yere batası kâfirler göğe tengri derler. Yine bu adamlar büyük bir dağ, bir ağaç gibi gözlerine ulu görünen her şeye tengri derler. Bu yüzden bu gibi şeylere yükünürler.” demektedir. Görüldüğü gibi Kaşgarlı’nın yaşadığı dönemde de Gök Tengri’ye inanan halklar vardır. Kaşgarlı, kendisinin Müslüman olması sebebiyle olsa gerek, kendi soyundan olanlara aşağılayıcı bir tavırla yaklaşmaktadır. Dağ kültü günümüzde dahi etkisini göstermekte, yüksek yerde kurban kesme, adak dağıtma ve başkaca ritüeller gerçekleştirilmektedir.
Tarihteki Türk halklarına bakıldığında kendilerine kutsal dağlar seçtikleri görülmektedir. Farklı coğrafyalara dağılan boyların, dağ kültünü devam ettirdiği ve genel olarak bakıldığında bu kültün bütünlük içerisinde yaşandığı araştırdığımız kaynaklarda gözlenmektedir.
Büyük bir coğrafyada binlerce yıl konargöçer yaşayan Türk halklarının inanç sisteminde önemli bir yer tutan “dağ kültü” sebebiyle büyük dağ silsilelerinin isimlerinin Türkçe olduğunu görmekteyiz. Ulaştıkları coğrafyalara kendi kültür ögelerini taşıdıkları gibi, Orta Asya’da geliştirdikleri kültürlerinin eseri olan dağ ve yer isimlerini de taşımışlardır.
Günümüzde dağcılık önemli bir spordur. Dağcılık sporu genel olarak “alpinizm” olarak isimlendirilmektedir. Bilindiği üzere “Alp” kelimesi Türkçe’de “kahraman, savaşçı” olarak bilinmektedir, daha eski anlamlarına bakıldığında, “ulaşılması zor, zorlu, zor işi başaran, yüksek” gibi anlamlara gelmektedir.
Dağcılığın bir spor olarak geliştiği Avrupa coğrafyasında Alp Dağları ismini nereden almıştır? Avrupa dilleri arasında bir karşılığı olmayan “Alp” kelimesinin anlamı binlerce yıldır dilimizde bütün saflığıyla yaşamaktadır. İnanç sisteminin önemli ögesi “Dağ Kültü” ve konargöçer olarak geçen hayat tarzının yansıması olarak dağ isimlerinin Türkçe olması da şaşırtıcı değildir. Daha açık bir ifadeyle Avrupa’nın Alplerine ismini veren atalarımız olmalıdır.
Asıl konumuz olan Aladağlar ismine gelecek olursak;
Anadolu, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. Türklerin bu coğrafyaya adım atmaları ise, geleneksel tarih yazıcılığının bakış açısına göre Büyük Selçuklu Devleti’yle başlamıştır. Ancak Türk tarihi, geleneksel tarih yazımının ötesinde daha sorgulayıcı bir gözle incelendiğinde, atalarımızın son kez Anadolu’ya gelişlerinin Selçuklu döneminde olduğu ortadadır. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, bir söyleminde “Anadolu en aşağı 7000 yıllık Türk yurdudur” demektedir. Burada bahsettiği, cumhuriyeti kurduğu toprakları sahiplenme ve kendini haklı çıkarma çabası değil, tarihi bir gerçeği ortaya çıkarma çabasıdır. Bilindiği üzere, başlattığı tarihi araştırmalar belli bir yol almış, hatta bu uğurda arkeolojik kazılar yaptırmış, yüzlerce yabancı dilde yazılmış tarih kitapları okumuş ve Türk tarih ve dilinin araştırılıp gerçeklerin ortaya çıkarılması için öncülük yapmıştır. Yetinmemiş, TDK ve TTK gibi önemli kurumları kurmuştur.
Dikkat edilirse ülkemizde şehir isimlerinin büyük bir çoğunluğu, Anadolu’da yaşayan medeniyetlerden kalmadır. Örneğin Hititler Niğde’ye “Nahita” demektedirler. M.Ö. 2. yüzyılda, Bergama kralı Attalos tarafından kurulan Antalya, kurucusunun ismiyle anılmaya başlanmış, Adalia, Antalia gibi isimlerden sonra Türkçe’ye uygun olarak Antalya diye söylenmektedir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Konargöçer hayat tarzını benimseyen atalarımız, şehirlerin isimlerini değiştirme çabası gütmemişlerdir. Ancak inanç sistemlerinin içinde geliştirdikleri “Dağ Kültü” sebebiyle dağlara isim vermişlerdir. Dağlara verdikleri isimler veya konargöçerliğin başladığı Orta Asya’dan taşıdıkları isimler farklı coğrafyalarda halen yaşamaktadır.
Çok ilginçtir ki, bugün Ağrı Dağı diye bildiğimiz dağ, Oğuz Kağan destanında “Alatag” diye geçmektedir. Bugünkü İran ve Azerbaycan sınırları arasında bulunan, Hazar Denizi’nin batısındaki Arran ve Mugan bölgelerini almaya gelen Oğuz Kağan, mevsimin yaz olması ve çok sıcak olması sebebiyle dağlarda yaylamaya karar verir. İran Savalan Dağı’nı görüp “Sebalan” ismini verdikten sonra Ağrı Dağı’na gelir. Ağrı Dağı’na “Alatag” ismini verir ve yaz mevsimini Aladağ’da yani Ağrı Dağı’nda geçirir.
Türkçe’de “al” kök fiilinden türeyen onlarca kelime vardır. Al fiili, Türkçe’nin kullanılan lehçelerinin içerisinde tarihten günümüze kadar ulaşan temel köklerden biridir.
Tıpkı Al-p dağları isminde olduğu gibi “Al-a” ismi de aynı kadim kökten gelmektedir. Ala kelimesi güncel anlamıyla, “karışık renk, alacalı” anlamına gelmektedir. Hatta “yüce, yüksek, ulu, beyaz” gibi anlamları vardır.
Aladağlar isminin nereden geldiğini, dağcılara veya bölge halkına sorduğumuzda, güneş batarken oluşan kızıllıktan söz etmektedirler. Bazıları ise gün batımında dağın alçakta kalan kısımlarının güneş ışığını almaması sebebiyle kararması, doruklarında ise güneş ışınlarının güneş batana kadar oluşturduğu alaca rengine bakarak Aladağlar ismini açıklamaktadırlar. Bazıları ise “âla” yani yüksek, şerefli olarak açıklamaktadır.
Bu söylemler mantıken doğru gibi görünse de, Aladağlar adının gerçek anlamına ulaşmamıza imkan vermemektedir.
Gün batımında kızıl renge bürünen kayalardan ötürü Aladağlar ismi verildi ise, neden Aldağlar-Kızıldağlar denilmesi daha çok akla yaktınken Aladağlar denilmiştir?
İkinci söylemde ifade edilen alaca renge bürünmesi yorumuna bakacak olursak da, isminin Aladağlar değil Alacadağlar-Kızılcadağlar olması gerekirdi. Nitekim Aladağlar’ın bir doruğunun ismi Alaca’dır ve en yüksek doruğunun ismi de Kızılkaya’dır.
Aladağlar ismi üzerinde yapılan yorumlar, kültürel ve tarihsel olarak bakıldığında, gerçeğe ulaşmamız için elverişsiz ve yüzeyseldir.
Dağlarla ilgilenenlerin bildiği üzere, Orta Asya’da Tanrı (Tengri) dağları vardır. Bu dağın içinde yer alan silsilelerin isimleri Aladağlar’dır. Kırgız Aladağları, Kengey Aladağları, Talas Aladağları, Teskey Aladağları, Trans-İli Aladağları şeklinde yüzlerce kilometre uzanmaktadır.
Aladağlar’ın ismi Anadolu’da verilen bir isim değildir, bu isim 5000 kilometre öteden, konargöçer hayat ve kültür yolculuğunun bizlere hediyesidir.
Ayrıca, Türk mitolojisi içerisinde “Demirkazık” önemli bir yer tutar. İnanışa göre göğün direği Demirkazık (Kutup Yıldızı), yerin direği ise heybetli dağlardır. Çok ilginçtir ki bizim Aladağlar’ın en heybetli doruğunun ismi de Demirkazık’tır. Dağ kültü ile bağlantısı olduğu apaçık ortadadır.
Bizim görüşümüze göre isim göçü gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Aladağlar isminin gizemini, Anadolu’da değil daha gerilerde ve derinlerde aramak gerekmektedir.
Türk mitolojisi, tarihi ve diline alıcı gözle bakıldığında, Aladağlar ismiyle ilgili ipuçları ortaya çıkmaktadır. Dağın ismi çok gizemli değildir, hepimizin bildiği “al-a” kelimesi “almak” anlamına gelmektedir. “Al” fiilinden türemiştir. “Al” fiili, “kaldırmak, koparmak, bulunduğu yerden ayırmak, eksiltmek, kısaltmak” anlamındadır. Sonuç kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. “Ala” can alan anlamında, almak kök fiilinden gelmektedir. Bugün dahi Anadolu’da ve Türklerin yaşadığı bölgelerde, beddua şekli olarak “.....canını ala” şeklinde kullanılmaktadır.
Biraz daha detaya inersek; Türk tarihinin önemli eserlerinden, Irk-Bitig isimli Uygurca ve Türk runik alfabesiyle yazılmış olan eser için birçok okuma önerisi sunulmuştur. Eseri ilk okuyan ünlü Türkolog W. Thomsen’dir. Bilindiği üzere Thomsen, Orhun Vadisi’nde bulunan Orhun Abideleri’ni ilk çözümleyen Türkologdur. Ülkemizde birçok tarihi konuda olduğu gibi, Irk-Bitig üzerine de çok az çalışma yapılmıştır. Sırasıyla Prof. Dr. Hüseyin Namık Orkun ve Prof. Talat Tekin, Irk-Bitig hakkında çalışmalar yapmıştır. Her iki hocamız da Thomsen’in okumalarında eksiklikler bulmuş ve düzeltmeler yaparak yayınlamışlardır.
Bilgin Kazım Mirşan, bu okumaların sorunlu olduğunu ifade ederek, kitabın okumasını tekrar yapmıştır. Mustafa Turgay Tüfekçioğlu, Kazım Mirşan’ın okumasına dayanarak Irk-Bitig’in okumasını yapmış ve yayınlamıştır.
Bu yayına göre, Irk-Bitig el yazmasının 2. bölümü ilk satırında “ALA ATLIĞ OYUL TENRİ MEN” yazmaktadır. Günümüz Türkçesiyle “(Canları) Alan İsimli Tanrıyım” olarak çevrilmektedir. Irk-Bitig el yazmasında “ala” kelimesi “Can Alan” anlamında kullanılmıştır.
Jean Paul Roux’un eseri olan “Altay Türklerinde Ölüm” adlı kaynakta, “ala” kelimesinin Moğolcada “öldürmek” anlamında kullanıldığı yazılmaktadır.
Dede Korkut hikayelerinde de “ala” kelimesi çokça karşımıza çıkmaktadır. Dede Korkut Dresten nüshası 19b 7. satırında “ala gönderin ufanmasın” ifadesi geçmektedir. Bu ifade, “ala mızrağın ufalmasın (küçülmesin)” şeklinde günümüz diline aktarılmıştır. Burada geçen “ala” kelimesi her ne kadar büyük, yüksek manasında kullanılsa da mızrağın can alan bir harp aleti olması dikkat çekicidir.
Bazı kaynaklara göre, (ölenlerin) alınan ruhlarının kutsal dağlara çıkarak Tengri’ye ulaştığı ifade edilmektedir.
20. yüzyılın başlarında kayda geçirilen bir Altay efsanesine göre, şeytanın ruh üflediği kadınla evlenmek istemeyen erkekler, Al-tın dağa giderek Tanrının hizmetindeki ruhlar olurlar.
Konuyu sonuçlandırırsak; Türk inanç sistemi içinde yer alan “dağ kültü” nün ana unsuru, Tanrı’nın dağların doruklarında yaşadığı ve ata ruhlarının, Tanrı tarafından dağlara alındığı inancıdır.
Al-a-dağlar ismi ruhları kendine çeken, alan, bedenden atılan ruhun yani ölümün sonrasında, dağlar tarafından alınmasını, Tengri’ye ulaşmasını ifade etmektedir. Irk-Bitig’de gördüğümüz üzere “Al-mak” fiili Tengri’nin sıfatlarındandır.
Aladağlar > Alatau > Alatag > Alatav > Alatoo, hangi lehçede telaffuz ederseniz edin binlerce yıllık bu kutsal isim, Orta Asya’dan atalarımız tarafından Anadolu’ya getirilmiştir. Aladağlar ismini Anadolu’ya taşıyan atalarımız, heterodoks İslamı yaşayan, yani Tengricilik inancından vazgeçmeyip, inanç sistemlerine İslam unsurları ekleyen Türk boyları mı? Yoksa M.Ö. 7. Yüzyılda Anadolu’ya geldikleri bilinen öncül atalarımız İskitler, Kimmerler mi?
Dağlarda buluşmak dileğiyle…
Umut KARKIN
Kaynakça
Çoruhlu, Yaşar, (Kabalcı, 2017), Türk Mitolojisinin Ana Hatları
Durmuş, İlhami, (Akçağ, 2018), Türk Kültürüne Giriş
Gültepe, Necati, (Kum Saati Yayınları, 2013), Yeni Araştırmalar Işığında Oğuzname
Harva, Uno, (Doğu Kütüphanesi, 2015), Altay Panteonu
İnan, Abdulkadir, (TTK, 2017), Tarihte ve Bugün Şamanizm
Kaşgarlı Mahmut, (Kabalcı, 2005),Dîvânü Lugâti’t-Türk
Kültür Bakanlığı, (1991), Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü
Ögel, Bahaeddin, (TTK, 2014), Türk Mitolojisi 1,2
Özçelik, Sadettin, (TDK, 2016), Dede Korkut Dresten Nüshası
Roux, Jaun Paul, (Kabalcı, 1999), Altay Türklerinde Ölüm
Şen, Mesut, (TDK, 1996), Almak Fiili Üzerine
Temir, Ahmet, (TTK, 2008), Moğolların Gizli Tarihi
Gülensoy, Tuncer, (Erdem Dergisi Atatürk Araştırmaları Merkezi, Sayı:26, 1996)
Türk Dünyasında ve Anadolu’da Ortak Yer Adları
Tüfekçioğlu, Mustafa Turgay, (2018), Iraq Bitig
Daha fazla içerik için giriş yapınız ya da kayıt olunuz!