Ali Rıza Bilginer - Göbekli Tepe yoksa Taş Çağı' nın Anadolu şaman açık hava tapınağı mıdır? - Summitbook Dağcılık Portalı | Zirve Defteri | Summit Book | www.summitbook.net
Son Sistem Aktiviteleri
  • Ali Rıza Bilginer
  • Türkiye, Çanakkale
    • Dağ: 3
    • 3.000 m. Üzeri: 3
    • 3.000 m. Altı: 0
  • Dağ
  • 3
  • 2.500 m
  •  
  • 3.000 m
  • 2
  • 5.000 m
  • 1
  • 7.000 m
  •  
  • 8.000 m
  •  
  • Zirve
  • 3
  • 2.500 m
  •  
  • 3.000 m
  • 2
  • 5.000 m
  • 1
  • 7.000 m
  •  
  • 8.000 m
  •  
  • Ali Rıza Bilginer blog yazısı yükledi.
  • Kategori : Makaleler
  • Göbekli Tepe yoksa Taş Çağı' nın Anadolu şaman açık hava tapınağı mıdır?
  • Ülkemizde Şanlıurfa İlimizin sınırları içinde bulunan, günümüzden 12000 yıl öncesine tarihlenen Göbekli Tepe Açıkhava Alanı’ndaki yapıların kim ya da kimlerce, hangi amaçla inşa edildiği Göbekli Tepe kazılarının başladığı yaklaşık son 30 yıldır halâ tam olarak anlaşılamamıştır. Göbekli Tepe ilk kez Alman arkeolog Klaus Schmidt tarafından keşfedilip kazılarak 1995 yılında açığa çıkarılmıştır. Kuruluş amacı, yer seçimi , mimari yapısı, üzerlerinde değişik hayvan motifleri bulunan T biçimli dikilitaşları, kazı sonucunda alandan çıkarılarak Şanlıurfa müzesinde sergilenen değişik boyuttaki insan ve hayvan yontularının anlamı, günümüzde ilgili bilim çevrelerince farklı yorumlansa da sözü edilen sorulara kesin yanıt vermekten uzaktır. Göbekli Tepe Dünya Mirası, Anadolu’da kuzey Mezopotamya’da genişçe bir alandan görülebilen 300 m.çapında,15 m. yüksekliğindeki bir tepe içinde, günümüzden yaklaşık 12000 yıl önce inşa edilmiş üstü açık bir kutsal alan olarak kabul edilmektedir. Alanda derinlemesine , yeniden eskiye doğru üç tabaka bulunur. En altta ve en eski yıllara yani yaklaşık m.ö.10000 li yıllara tarihlenen 3.tabakadaki A,B,C,D adı verilen yuvarlak yapılar içinde her birinde 10-12 adet, 4-5 m. boyunda, insan bedenini simgeleyen T biçimli dikilitaşlar bulunur. A yapısındaki dikilitaşların üzerinde yılan kabartmaları, B yapısındaki dikilitaşlarda tilki kabartmaları, C yapısındaki dikilitaşlarda yaban domuzu kabartmaları egemendir. D yapısındaki dikilitaşlar üzerinde yaban domuzu, yaban ördeği, yaban eşeği, turna, yaban öküzü, kedigil gibi değişik hayvan motifleri vardır. Alandaki en önemli yapı D yapısıdır . Bu yapının ortasında, karşılıklı birbirine bakan 5.5 m. boyundaki iki dikilitaş farklı, özelliktedir. İki özel dikilitaşın ön yüzlerinde iki bantlı kabartmalar, kemer tokaları, tilki postundan yapılmış peştamal benzeri giysi, bu iki dikilitaşın lider özellikler taşıyan, toplumun bütününü temsil eden kişilikleri simgeledikleri söylenebilir. K. Schmidt, bütün bu hayvan motiflerinin o günün insanlarının yaşantılarındaki hayvanların değil, mitolojik bir anlamları olduğunu ileri sürer. Değişik cins hayvanların her birinin ayrı bir klana ait totemler olabileceği de hesaba katılmalıdır. Çapları 20-30 m. arasında değişen yuvarlak yapılardaki dikilitaşlar arasında, yontularak işlenmiş taşlarla örülen iki kat duvar bulunur. Kazı alanından çıkarılan, Şanlıurfa müzesinde sergilenen başı parçalanmış,1.87 m. boyunda, bacaklarına yılan dolanmış, elleriyle genital bölgesinde çocuk başına uzanan, doğum olayını simgelediği düşünülen totemi andıran, ilginç bir insan yontusu ve değişik boyutlardaki hayvan yontuları, Göbekli Tepe’yi inşa edenlerin ruh tapıcılığı anlamına gelen animist (canlıcı ) bir düşünceye sahip olduklarını düşündürür. Göbekli Tepe kazılarından çıkarılan bulgular, henüz yerleşik düzene geçememiş avcı-toplayıcı insanlara ait olsalar da Göbekli Tepe’yi inşa etme düşüncesi, planlaması, karar verilişi, yer seçimi, anıtsal mimarideki başarısı, taş yontular ve sanatsal tasarımı, dikilitaş ve diğer malzemelerin yapım yerinden taşınması, kullanılan iş gücü, mühendislik, üstün doğa anlayışı, simgesel motiflerdeki sanat anlayışı gibi unsurlar, oldukça ileri düzeyde, çok yönlü ve organize bir toplumsal düzenin o yıllarda hiç küçümsenmeyecek bir evreye ulaştığının göstergeleridir. Bütünlükçü bir iş gücünün sonunda ortaya çıkan sonuç muhteşemdir. O günlerin koşullarında böyle bir tasarımı gerçekleştirmek toplum içinde etkili bir konuma sahip, sözü dinlenen ve kabul gören, herkes tarafından saygı gösterilen lider ya da lider kadroların işi olmalıdır. Bu konudaki düşüncemizi daha da ileri götürürsek, böyle bir organizasyonunun o günlerin toplum yapısının, Göbekli Tepe’nin yapımından çok daha eski yıllardan beri belki binlerce yıllar içinde olgunlaşarak o günlerin ileri düzeyine vardığını düşünebiliriz. Kuzey Irak ve Suriye’nin değişik bölgelerinde Çayönü, Nevali Çori’de ve hatta Şanlıurfa’da bulunan Yeni Mahalle, Karahan, Sefer Tepe, Hamzan Tepe, Taşlı Tepe’de Göbekli Tepe benzeri ve onunla çağdaş sayılabilen daha küçük ölçekli, daha basit sayılabilen yapıların ve T biçimli dikilitaşların varlığı bu düşünceyi desteklemektedir. Bu düşünce aynı zamanda geniş bereketli hilâl topraklarında kurulmak istenilen asıl merkezin bugün için Göbekli Tepe olduğunu da gösterir. Henüz yerleşik tarım toplumuna geçmemiş, paleolitik dönemin sonlarına ulaşmış avcı-toplayıcı topluluklarda bugün için bilinen dünya uygarlık ve kültür tarihini gözden geçirirsek, dünyanın değişik yörelerinde maddi izleri bulunan, o günlerin geniş kitlelerini disiplinize ederek sosyal dayanışmayı sağlayabilen, hemen tek kurumun, animizm (canlıcılık ) kurallarını benimseyen Taş Çağı Şamanizm’i olması gerektir. Şamanizm, ya da Şamanizm’e evrilecek Taş Çağı Şamanizmi’nin üst paleolitik çağlarda da var olduğunun, kurumsallaştığının belgeleri bugün için elimizdedir ( 2 ) . Taş Çağı Şamanizm’ i de denilebilen canlıcı toplulukların varlığı Homo Sapiens kadar eskidir. ‘’Canlıcılık ‘’ ın kökeni ruh tapıcılığına dayanır. Doğayı bir bütün olarak gören, doğadaki canlı ya da cansız her varlığın bir de kendine özgü ruh varlığının bulunduğunu öngören canlıcılık, doğadaki tüm olayları ve varlıkları, gökyüzü, dağ, deniz, taş, toprak, rüzgâr, kar, nehir, insan, hayvan ,bitki, ağaç, orman gibi tüm canlı ve cansız varlıkların akıllı bir ruha sahip olduklarını varsayar. Homo Sapiens’in var oluşundan tek tanrılı dinlere gelinceye değin, hemen bütün insan topluluklarının canlıcılık evresinden geçtiğini öngören düşünürler de vardır. Canlıcılıkta uyku ve uyanıklık durumu birbirine karışmıştır. Rüyalar, insan yaşamında çok önemlidir. Canlıcılığın kalıntılarını günümüzde bile hemen her toplumda görebiliriz. Hatta oyun çocukluğunda insan yavrusu canlıcılık evresinden geçerek olgunlaşır. Oyun çocuğu gördüğü her cansız varlığın, canlı olduğunu sanarak onlarla iletişime geçer. Adak, kurban, falcılık, kehanet, dua, uğur, rüya tabirleri, yıldız, takım yıldız adları ( Boğa, avcı, başak, ayı, canavar v.b. ) günümüze kalan kimi canlıcılık örnekleridir. Bütün bunların yanında canlıcılığın günümüze kalan en önemli mirası ise doğası gereği ve özgürce işin içine eleştirel aklı katarak varoluşu, evreni, dünyayı, her şeyi merak etmek, araştırmak sonucunda ortaya çıkan bilim ve sanattır. Ruh tapıcılığı (canlıcılık ) ,paleolitikten neolitiğe, oradan da Eski Tunç Çağı denilen m. ö. 3000 lerde, klasik Şamanizm durumuna gelmiştir. Yani Şamanizm’in kökleri, üst paleolitik dönemdeki canlıcılık inancındadır. Şaman’lar, kutsal ruhlardan gelen emirleri avcı-toplayıcı ve göçer insan topluluklarına ileten aracılardır. Doğa karşısında zayıf durumda korunmasız olan insan toplulukları, açıklayamadıkları, korktukları doğa olaylarını ve nesneleri, canlı kalabilmek, yaşamlarını sürdürebilmek amacıyla onlardan kendilerine bir zarar gelmesin diyerek tanrısallaştırmışlardır. Çeşitli ayin ve törenlerle kutsal ruhlara hitap etmek amacıyla onları yüceleştirip, kurban adamışlardır. Şamanizm’de büyü ve şifacılığın anlamı da aynıdır. Kutsal törenlerle kutsal ruhlar sık sık anılmalıdır. Üst paleolitik dönemin avcı-toplayıcıları, kutsal ruhlardan yerine getirilmesini istedikleri umut ve isteklerini herkesin görebileceği biçimde ve başka bir iletişim aracı olmadığı için kayalara kazımışlardır. Daha sonraki yıllar içinde toplum olanakları ve yapı araçları geliştikçe basitten karmaşığa doğru açık hava tapınakları niteliğinde kuruluşlar inşa ederek ve düşüncelerini buralardaki taşlara kazıyarak ya da taş yontularla ( totem ) dile getirerek kutsal ruhları yüceltmişler aynı zamanda toplumda bütünleşmeyi sağlamışlardır. Paleolitik çağda Homo Sapiens’ in göç yolları boyunca canlıcılık dünyaya yayılmış, o dönemlerin dini niteliğine bürünmüştür. Orta Asya’dan her yöne göç eden insan toplulukları gittikleri yerlere de canlıcılığın törelerini taşımışlardır. Büyük Okyanus kıyılarından Sibirya’ya, Ural-Altay Dağları’ndan Hazar Deniz’i ne, Kafkasya bağlantısından Doğu Anadolu Yüksek Yaylaları’na, Van Trişin Yaylası’ndan Hakkâri Cilo-Sat Dağları’nın Yüksek Yaylaları’ndaki kayalık, nehir vadileri, derin mağara duvarlarına kazınan binlerce dinsel içerikli resimler, göksel semboller, av sahneleri, ayin yapan değişik yapıda insanlar ( kutsal şaman ) ı içeren açık hava tapınaklarındaki daha basit denilebilecek nitelikteki belgeler bugün elimizdedir. Paleolitik dönemin sonlarına doğru, çoğalan nüfus, değişen iklim koşulları sonucunda buzul çağın sonlarına ulaşan, tarımı elverişli kılan toprak yapısı, gelişen teknoloji ve daha bir çok nedenle yerleşik tarım toplumuna varacak yolda açık hava tapınaklarının boyutları, nitelikleri değişmeye başlamıştır. Topluluk liderleri,tarım için verimli toprakların bulunduğu ‘’Bereketli Hilal ‘’ denilen Kuzey Mezopotamya topraklarında önce sanılanın aksine değişik gruplara bağlı insan topluluklarını kutsal değerler sayesinde bütünleştirmek amacıyla, daha gelişmiş,çok yönlü açık hava tapınakları inşa ederek, daha sonra bu verimli topraklarda bir yandan tarım toplumuna geçmeyi düşünmüşlerdir. Yani daha önceden sandığımız gibi öncelik yerleşik tarıma geçiş değil, öncelik din ve kültür kaynaşmasına verilmiştir. Daha çok sayıda insan gücünü kullanarak, en isabetli yeri seçip Göbekli Tepe’de merkez bir Açık Hava Tapınağı nı kurmalarının amacı bu olsa gerektir. Arkeolojik kayıtlara göre Göbekli Tepe’nin inşasından hemen sonraları yörede Çayönü, Nevali Çöri gibi alanlarda yerleşik tarım ve hayvan evcilleştirmelerinin başladığını açıkça görebiliyoruz. Orta Asya göç yollarının Anadolu’daki kavşak noktalarından birisinde oluşu ,geniş bir alandan görülebilmesi, bereketli toprakların merkezinde bulunması, yörenin en kaliteli kireç taşlarına sahip bir vadinin tepesinde bulunması ve daha bilemediğimiz bir çok neden Göbekli Tepe’nin bugün bulunduğu yerde inşa edilmesinin nedenleridir. Göbekli Tepe Kutsal Açık Hava Tapınağı’nda bulunmuş değişik boylardaki ve değişik insan, hayvan yontuları, insanı simgeleyen dikilitaşlar, üzerlerine işlenen çeşitli kültürel grupları simgelediği düşünülen değişik mitolojik hayvan yontuları ve motifleri Göbekli Tepe’yi daha sonraki yıllarda klasik Şamanizm’i doğuracak olan Şamanizm öncesi, canlıcı açık hava tapınağı olarak görebilmemizi sağlar. Özetlersek, 2012 yılından bugüne değin geçen zaman içinde gerek Göbekli Tepe gerekse Dünya Kültür Tarihi’ndeki yeni bulgu ve yorumlar eşliğinde Göbekli Tepe’ye, sonrasında klasik Şamanizm’e varacak olan ruh tapıcılığı kökenli bir Taş Çağı, Şaman Açık Hava Tapınağıdır denilebilir. Yapıyı inşa eden insanların kökleri ise Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden avcı-toplayıcı insan toplulukları olmalıdır. Kaynaklar; - Schmidt K , Taş Çağı Avcılarının Kutsal Alanı Göbekli Tepe , En Eski Tapınağı Yapanlar. Arkeoloji ve Sanat Yayınları . Çev . Rüstem Aslan . 317 sayfa .2006 . İstanbul Sie bauten die ersten Tempel. Verlag C . H. Beck oHG, München 2006 . - Çirkin Sergen ,Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm . YKY Yayınları . 1 . Baskı . 480 sayfa . 2019 . - Bilginer A , R , Anadolu , Dünya Kültür Mirasında Yine Başrolde , Göbekli Tepe . Bilim Teknoloji Dergisi , 17 şubat 2011 ; 1300 : 12 - 13 , İstanbul
Daha fazla içerik için giriş yapınız ya da kayıt olunuz!
Son Eklenen Zirve Kayıtları
Son Eklenen Dağlar
Yaklaşan Dağ Faaliyetleri