Gıyasettin Demirhan - Bazı bağları hep özlersiniz: 15 yıl sonra Kaçkar - Summitbook Mountaineering Portal | Zirve Defteri | Summit Book | www.summitbook.net
Recently System Activities
  • Gıyasettin Demirhan
  • Türkiye, Ankara
    • Mount: 2
    • 3.000 m. Above: 2
    • 3.000 m. Below: 0
  • Mount
  • 2
  • 2.500 m
  •  
  • 3.000 m
  • 2
  • 5.000 m
  •  
  • 7.000 m
  •  
  • 8.000 m
  •  
  • Summit
  • 2
  • 2.500 m
  •  
  • 3.000 m
  • 2
  • 5.000 m
  •  
  • 7.000 m
  •  
  • 8.000 m
  •  
  • Gıyasettin Demirhan uploaded a blog post.
  • Category : Mountaineering and Summit Memories
  • Bazı bağları hep özlersiniz: 15 yıl sonra Kaçkar
  • Daha önceki paylaşımlarımdan birinde şöyle yazmıştım: “Bazı dağlara defalarca çıkarsınız ama yine de özlersiniz.” Sanırım dağcılığın insanı kendine bağlayan yanı tam da burada saklı. Aynı dağa çıkabilirsiniz ama aynı tırmanışı iki kez yapamazsınız. Hava değişir, patika değişir, kar değişir, kullandığınız malzeme değişir, yanınızdaki insanlar değişir. En önemlisi, siz değişirsiniz. Bu yüzden dağcılıkta tekrar vardır ama tekdüzelik yoktur. Değişmeyen belki yalnızca bir şeydir: hareket yoluyla doğayla yeniden bütünleşme arzusu. Belki de dağcının peşine düştüğü şey, geçtiği patika değil, o patikada bir zamanlar olduğu insandır. Herakleitos aynı nehirde iki kez yıkanılamayacağını söyler. Dağlar için de benzer bir şey düşünülebilir: Aynı dağa iki kez çıkamayız; çünkü ikinci çıkışımızda ne dağ bütünüyle aynıdır ne de biz. On beş yıl sonra Kaçkar'a yeniden dönerken bunu bir kez daha hissettim. İnsanlığın ve insan hareketinin tarihine baktığımızda, yürüdüğümüz her coğrafyanın zamanla bir hikâyeye dönüştüğünü görürüz. Hikâyeler birikir, kuşaktan kuşağa aktarılır ve sonunda kültür dediğimiz büyük hafızanın parçaları hâline gelir. Dağlar bu hafızanın en eski tanıklarındandır. İnsan bazen onları kutsal saymış, bazen onlardan korkmuş, bazen aşmaya çalışmış; onlara şiirler, destanlar ve romanlar yazmış, aşklarını ve tutkularını onlarla anlatmıştır. Zorda kaldığında da yine dağlara sığınmıştır. Belki de bu nedenle dağ yalnızca yükselti değildir. İnsanın kendisiyle arasına koyduğu bir mesafedir. Yukarı çıktıkça gündelik hayat küçülür; insanın önemli sandığı birçok şey aşağıda kalır. Nietzsche'nin yüksek dağları düşüncenin ve yalnızlığın mekânlarından biri olarak görmesi boşuna değildir. Dağ bazen insana dünyayı değil, dünyadaki kendi yerini gösterir. Alman filozof Immanuel Kant'ın “yücelik” dediği duygu da tam bu noktada belirir: İnsan, kendisini aşan bir büyüklük karşısında önce ürperir, küçüldüğünü hisseder; ama bu küçülmenin içinde tuhaf bir haysiyet bulur. Zirveye bakarken duyulan o karışık his — hem ürkeklik hem hayranlık — belki de bu yüzden yalnızca gözün değil, aklın da bir deneyimidir. Kaçkar'a Dönüş Kaçkar Dağı da böyle dağlardan biri benim için. Doğu Karadeniz'in büyük dağ sisteminin en görkemli kütlelerinden biri olan Kaçkarlar, Rize, Artvin ve Erzurum'un kesiştiği bu topraklarda, 1994'ten beri millî park statüsüyle korunarak yükselir. Zirveden bakıldığında sıradağlar ufka doğru birbirinin ardına uzanır. Vadilerinden dereler iner; aşağı kesimleri yoğun ormanlarla örtülüyken yükseklerde ağaçların yerini çayırlar, kayalıklar, buzul şekilleri ve çıplak dağ yüzeyleri alır. Denizden birkaç on kilometre içinde 3.937 metreye ulaşan bu coğrafya, doğanın olağanüstü çeşitliliğini küçük bir alana sığdırır; yüksek endemizm oranına sahip bitki örtüsüyle de botanikçilerin ilgisini çeker. Buzulları, buzul gölleri, vadileri, sisleri ve Karadeniz'e doğru uzanan manzarasıyla Kaçkarlar kondisyonu yeterli, dağ ortamını tanıyan ve gerekli temel bilgi ve deneyime sahip insanlar için son derece çekici bir dağlık alandır. Bu zirveye daha önce defalarca çıktım. Fakat son tırmanışımın üzerinden tam 15 yıl geçmiş. O tırmanışta bir grup arkadaşımla birlikte oğlum ve bir arkadaşımın kızı da vardı. Gençler yol boyunca zaman zaman yorulup sızlanınca onlara söylediğim bir cümleyi hâlâ hatırlıyorum: “Şimdi bir an durun ve düşünün: Dünyada şu anda sizin yaşınızda kaç genç bu güzelliği yaşayabiliyor?” Mütevazı olmayacağım; etkilenmişlerdi. Belki de o anda yorgunluklarının anlamı değişmişti. Çünkü dağcılıkta yorgunluk yalnızca bedensel değildir; bazen insanın gördüğü şey, çektiği zahmeti anlamlı hâle getirir. Zirveye vardığımızda hep birlikte bunun keyfini doyasıya yaşamıştık. Aradan on beş yıl geçti. Bu kez yeniden aynı yoldaydım. Yol: Olgunlar'dan Zirveye Kaçkar'ın Yusufeli tarafından kullanılan klasik güney rotası, kendi ritmi olan bir hikâye gibi ilerliyor. Yusufeli'den önce Yaylalar'a, Hevek üzerinden de Olgunlar'a araçla ulaşılıyor; asıl yürüyüş burada başlıyor. Hastaf'ı geride bırakıp yaklaşık 2.900 metredeki Dilberdüzü'ne, geceleneceğimiz ana kampa çıkılıyor. Ertesi sabah Deniz Gölü'ne yükselip Kapı'dan yüksek dağlık kesimi aşarak zirveye varılıyor. Kâğıt üzerinde birkaç yer adından ibaret görünen bu çizgi, yürümeye başladığınızda bambaşka bir şeye dönüşüyor: dere sesi, çarşak, kaya, soğuk, ter, nefes, irtifa ve sessizlik… Ve Deniz Gölü. On beş yıl önceki gün doğumunu hatırladığım göl, bu kez de aynı güzellikteydi. Bazı yerlerin değişmemesini istersiniz. Deniz Gölü benim için onlardan biri. İnsan yaşlanıyor, zaman ilerliyor, şehirler büyüyor, yollar ve alışkanlıklar değişiyor; ama sabahın ilk ışığında yüksek dağların arasında duran bir buzul gölü insana zamanın dışında kalmış gibi görünebiliyor. Zirvede oradaydı. Ama bir şey değişmişti: Güney buzulu biraz daha küçülmüş görünüyordu. Dağlar insana kalıcılığı çağrıştırır; oysa onlar da değişir. Buzullar çekilir, kayalar parçalanır, vadiler dönüşür. Jeolojik zamanın ağır işleyişini insan ömrü içinde fark edebilmek tuhaf bir duygu. On beş yıl önce gördüğünüz bir buzulun bugün daha küçük olduğunu görmek, iklim değişikliğini bir grafikten değil, kendi hafızanızdan okumaktır. Bu gözlem yalnızca öznel bir izlenim değil; bilimsel gözlemler de Kaçkar buzullarının son yıllarda hızla küçüldüğünü gösteriyor. Demek ki on beş yıl arayla gözle tanık olunanı, bilim de ölçüm ve gözlemle doğruluyor: Kaçkar'ın buzulu yalnızca hafızada değil, gerçekte de küçülüyor. Altıparmaklar ve Karagöl Kaçkar Dağları yalnızca Kaçkar zirvesinden ibaret değil. Keşfedilecek vadiler, geçitler, göller ve zirveler neredeyse bitmez. Bu yılki amaçlarımdan biri yeniden Kaçkar zirvesine çıkmak, diğeri ise Deniz Gölü ile Altıparmak Dağları'ndaki Karagöl'ü görmekti. İkisi de gerçekleşti. Hava da bize cömert davrandı; Altıparmakların zirvelerini uzun uzun seyretme fırsatı buldum. Karagöl ise başlı başına başka bir hikâye. Barhal'dan Karagöl'e giden yol da benzer bir sırayla ilerliyor: önce Naznara Yaylası'na, ardından Amanesket Yaylası'na çıkılıyor, oradan da Altıparmak Dağları'nın başlıca buzul göllerinden biri olan Karagöl'e ulaşılıyor. Göl, yüksek dağların arasında, yaklaşık 2.600 metre civarındaki bir çanakta duruyor ve Barhal Çayı'nın kaynaklarından birini oluşturuyor. Yürüyüşün ilk bölümlerinde orman ve yayla dokusu hâkimken, yükseldikçe ağaçlar seyrekleşiyor; patika yer yer taşlık ve çarşak araziye dönüşüyor. Sonunda dağların arasındaki çanağa ulaştığınızda Karagöl birden karşınıza çıkıyor. Bazı göllerin kıyısına varırsınız; bazılarına ise ulaşırsınız. Karagöl ikincilerden. Oraya giden yol, gölün kendisinin bir parçası sanki. Ormanı, dereyi, yaylayı ve taşı geçmeden Karagöl'ü gerçekten göremiyorsunuz. Belki doğanın güzel olanı hemen göstermemesinde de bir anlam vardır: Emek verdiğimiz manzaralar hafızamızda daha uzun kalıyor. Herakleitos'un doğanın kendini göstermekten çok gizlemeyi sevdiğine dair düşüncesi burada yeniden hatırlanmayı hak ediyor. Karagöl de tam olarak böyle bir doğa parçası; kendini hemen ele vermez, emek isteyen bir sabırla saklanır ve ancak yolun bütününü yürüyene görünür. Bu yıl Altıparmakların zirvelerine bakarken gelecek yılın planı da kendiliğinden ortaya çıktı. Sanırım sıra artık o zirveleri daha yakından keşfetmekte. Dağ Basit Değildir Yusufeli tarafından Kaçkar ve Altıparmak Dağları'na ulaşım ve klasik rotaların genel hatları karmaşık görünmeyebilir. Ama buradan “kolaydır” sonucu çıkarılmamalı. Dağ hiçbir zaman bütünüyle kolay değildir. Rota bilgisi, kondisyon, teknik yeterlilik, doğru malzeme, ekip uyumu ve özellikle hava durumunu okuyabilme becerisi gerekir. Kaçkarlar'da hava çok hızlı değişebilir; birkaç dakika içinde sis görüşü ciddi biçimde azaltabilir. Yüksek irtifa, taşlık zemin ve bazı geçişler de ayrıca dikkat gerektirir. Dağcılığın güzel taraflarından biri de belki budur: Doğa size uymaz; siz doğaya uyum sağlamak zorundasınızdır. Bir yüzyıl önce, Everest'e neden tırmandığı sorulduğunda İngiliz dağcı George Mallory'nin verdiği kısacık yanıt hâlâ dağcılığın en dürüst özetidir: dağın orada olması. Dağcılığın bazı nedenleri anlatılabilir; bazılarıysa ancak yüründüğünde anlaşılır. Modern hayatın büyük bölümünde çevremizi kendimize göre düzenlemeye alışıyoruz. Isıyı, ışığı, yolu, zamanı kontrol ediyoruz. Dağda ise ilişkinin yönü tersine dönüyor. Rüzgârı durduramazsınız, sisi kaldıramazsınız, eğimi azaltamazsınız. Yapabileceğiniz şey kendinizi hazırlamak, koşulları okumak ve gerektiğinde geri dönmeyi bilmektir. Bu nedenle dağcılık yalnızca fiziksel bir etkinlik değil, aynı zamanda bir ölçülülük ve sınır bilgisi öğretisidir. Dağın Eteklerinde Hayat Dağları ve gölleri keşfetmeye gidince yolun size sunduğu diğer güzellikleri de görmezden gelemezsiniz. Çünkü yolculuk yalnızca varılacak yerden oluşmaz. Bir coğrafyayı yalnızca gözümüzle görmeyiz; bazen onu sesiyle de hatırlarız. Kaçkar'ın da parçası olduğu bu coğrafyada insanın aklına Kazım Koyuncu'nun sesi de düşüyor. Hopa'dan yükselen o ses, Karadeniz'in, yağmurun, dağın ve insanın sesini müzikte buluşturmuştu. Bazı sanatçılar yaşadıkları coğrafyayı anlatmazlar yalnızca; zamanla o coğrafyanın seslerinden birine dönüşürler. Bu sefer yol bizi Oltu Gökkuşağı Tepeleri'ne, Oltu taşı ustalığına, cağ kebabına ve burma kadayıfa; ardından Gümüşhane üzerinden Bayburt'a ve Baksı Müzesi'ne götürdü. Baksı Müzesi, Bayburt'un Bayraktar Köyü'nde, Çoruh Vadisi'ne hâkim yüksek bir noktada kurulmuş sıra dışı bir müze. Ressam ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın öncülüğünde, sanatçının kendi doğduğu köyde, 2010 yılında kurulmuş. Çağdaş sanat ile geleneksel üretimi, merkez ile çevreyi, yerel olanla evrenseli aynı mekânda buluşturuyor. Bir dağ yolculuğunun sonunda böyle bir müzeye ulaşmak ayrıca anlamlıydı. Çünkü bir tarafta insan eli değmeden oluşmuş dağlar ve vadiler, diğer tarafta insanın dünyaya bıraktığı sanat vardı. Belki kültür ile doğa arasındaki ilişkiyi bundan daha güzel anlatmak zordur: Doğa bize biçimleri verir; insan onlara anlam ekler. On Beş Yıl Sonra İşin özeti belki de şu: On beş yıl sonra aynı dağa çıktım ama aynı insan olarak dönmedim. Zaten dağların insana verdiği şey yalnızca zirve değildir. Biraz mesafe, biraz sessizlik, biraz yorgunluk ve kendine dışarıdan bakabilme fırsatıdır. Zirveye ulaştığınızda kazandığınız şey yüksekliğin kendisinden çok, oraya gelirken geride bıraktıklarınızdır. Dağcılıkta zirve önemlidir; ama hiçbir zirve tek başına anlamlı değildir. Onu anlamlı kılan yol, emek ve yanınızdaki insanlardır. Kaçkar da bana on beş yıl arayla aynı dersi iki kez verdi: Dağ aynı yerde duruyor gibi görünür; oysa hem dağ hem de ona çıkan insan sessizce değişmektedir. Bu nedenle her yolculuğun sonunda teşekkür edilecek insanlar vardır. Dağlarda dayanışma bir nezaket değil, hayatın kendisidir. Kaçkar tırmanışındaki yol arkadaşlıkları, işbirliği ve destekleri için sevgili Canan ve Ayhan'a, ayrıca Çamyuva ve Marsis Pansiyon işletmecilerine içtenlikle teşekkür ederim. On beş yıl sonra Kaçkar'dan geriye yine fotoğraflar, yorgunluk, birkaç küçük ağrı ve çok sayıda güzel anı kaldı. Ama en çok şu düşünce kaldı: Bazı dağlara defalarca çıkarsınız ama yine de özlersiniz. Çünkü özlediğiniz yalnızca dağ değildir; o dağdayken olduğunuz insandır. Belki insan bu yüzden yeniden yola çıkar.
Log in or register for more content!
Recently Added Summit Registries
Recently Added Mountains
Upcoming Mountain Activities