- Climbed Mountain : Mount Hasan
- Summit Date : 29.12.2024
- Registry Date : 02.01.2025 23:39
- Yeşil Bursa Dağcılık İhtisas Spor Kulübü 28-29.Aralık.2024 Hasan dağı (3268 m) Zirve Tırmanışı Katılımcı Listesi
1 – Kadir SOYALTIN …….……. Rehber
2 – Sema KIZILASLAN…………Faaliyet Sorumlusu
3 – Ahmet ALREFAİ…………… Dron ve Fotoğraf Sorumlusu
4 – Hatice YÜKSEL……………...Betülün annesi
5 – Ahmet YÜKSEL..……………Betülün babası
6 – Umut PADAK………………. Kulüp Mizah Sorumlusu ☺
7 – Ahmet Deniz KAPÇI…………Yebudak Kütahya Sorumlusu
8 – Elif ÖZTÜRK………………. İlkyardım – Sağlık
9 – Zafer AYDIN…………………Güvenlik - Kamera
10 – Eray ERDEM………………..Folklar Dans
11 – Emre AYDEMİR……………Baş Adige
12 – Gökdeniz KARA…………….Baş Müteahit
13 – Hüseyin DEMİREL………….Teknik Düşüş Uzmanı
14 – Umut Can ÖZAY……………Farklı Bakış Açısı
15 – Ayşe Bilge KALAYCI………Çeşitli Diller
16 – Levent TUDAN…………….. Fitness Sorumlusu
17 – Alper SERTKAYA………….Beden Eğitimi Uzmanı
18 – Ümit YAVUZ……………….Genel Yardımcı
19 – Saif Hüssein ABBAS……….Irak Bölge Sorumlusu
20 – Berk ÇETİN………………..Üye Adayı
21 – Ahmet ACUN………………Bölgesel Rehber – Danışman
Faaliyetin Özeti 2024 yılının son, 2024 – 2025 Kış sezonunun ilk kış faaliyeti için bu yıl ikinci defa Hasan dağındaydık… İki hafta önceden takip etmeye başladığımız Hasan dağının hava durumu önceleri çok iyi görünse de tırmanış günümüz yaklaştıkça bozulmaya başladı fakat bu bizim moralimi hiç bozulmadı ve ilk günkü kararlılıkla faaliyeti gerçekleştirdik. Faaliyet kış faaliyeti olduğu için 3 - K yani Kazma Krampon ve Kask mecburiyeti şart koşmuştuk fakat birçok katılımcıda bu malzemeler ya hiç yoktu ya da eksikti; İşte bu nedenden dolayı ve faaliyet bilgilendirmesi yapabilmek adına faaliyetten birkaç gün önce Bursa’da Ördekli kültür merkezinde toplanmış ve eksik malzeme dağıtım işini kulübün demirbaşından yaparak tamamlamıştık. Cuma akşamı 600 km yaklaşan yol için Bursa’dan yola 22:00 gibi çıktık. 16 kişilik minibüs katılımcı sayısına yetmeyince ek olarak benim (Kadir) kangoyu da yola çıkarmak zorunda kalmıştık. Yola yağmurla başlamış Mezitler de karla tanışmış ve soğuk ve yağışlı bir havada ilk mola yerimiz olan Sivrihisar’a ulaşmıştık. Çam sakızı çoban armağanı hesabınca Aksaray’daki diğer katılımcılar içinde hediyeler alıp çaylarımızı içtikten sonra tekrar araçlarımıza binip ilerlemeye başladık. Hava yağışlı ve yer yer sisli olunca Polatlı Haymana taraflarını daha yavaş bir hızla ilerleyerek Şereflikoçhisar’a kadar ulaştık. Sabah 08:00 den sonra varmayı planladığımız Aksaray’a daha erken varacağımız hesabından ve tek şöförle gidiyor olmanın handikapından Şereflikoçhisar çıkışında bir petrole yanaşıp 1 saat olarak planladığımız kestirme işini 2 saat yaparak uyandığımızda saat yediye geliyordu... Bu uykunun verdiği dinçlikle tekrar kontağı çevirip Aksaraya 08:30 gibi vardık. İlk hedefimiz Somuncu Baba minyatür parkının yanında yeralan Somuncu Baba sofrasının eşsiz güzellikte ve inanılmaz ucuzluktaki çorbasıydı… Bu devirde bu kadar güzel mercimek çorbasını böyle nezih bir salonda 50 tl ye yemiş olmanın şaşkınlığıyle Külliyatın içerisinde yer alan alışveriş alanlarını gezdik ve oradanda minyatür parka geçtik. Somuncu baba denilen zatı muhterem Osmanlının kuruluş döneminde yaşamış, bir dönem Bursada kalarak Ulucami inşaati sırasında çalışanlara kendi fırınında ekmek yaparak ücretsiz ekmek dağıtan Allah dostu bir zat… Bu minyatür parktada onun hayatının bu evrelerini minyatürler eşliğinde bize gösterip açıklayıcı yazılarlada tanımamızı sağlıyor… Aksaraya gelinip bu park gezilmese eksiklik olrdu sanırım Biz Külliyatın içinde gezine duralım Aksarayda bize her daim rehberlik yapan değerli büyüğümüz Ahmet ACUN abimizde gelip bizi bulup beraber zaman geçirip hasbihal etmemizi sağlıyor… Yemekten sonra vakit erken olunca hemen dağın eteğindeki otele çıkmak yerine şehri tanımak adına birazda tuistik amaçlı Saratlı beldesine gidip orada yer alan 2 adet antik yeraltı şehrini geziyoruz… Saratlı Kırkgöz Yeraltı şehri ; Aksaray iline 25 km uzaklıkta ve belde yerleşim alanının güneyinde yer alır. 2000 yılında kazısına başlanan ve 2002 yılında kapalı durumdaki bir mekanıda açığa çıkarılan yeraltı şehri üç katlıdır. İçerisinde; ahır, mutfak, sukuyuları, tandır, ocak, ambar damları gibi yaşamsan mekanlar olup bu mekanlar arasındaki bağlantılar dehlizlerle sağlanır. Plan özellikleri ve yapılış tekniğiyle yeraltı şehri Bizans dönemine tarihlenmektedir… Aziz Mercurius Yeraltı şehri Bölgenin en büyük yeraltı şehirlerinden birisi. Kilisesi Hristiyanlığın yasak olduğu MS 250 li yıllarda Aziz Mercurius döneminde kullanılmıştır. Hasan dağının bir volkanik dağ olmasından dolayı bu çevrede bu iki yerlatı şehri gibi başka antik kazıma yapılarda bolca mevcut… Tarihi içimize çektiğimiz bu geziden sonraki hedefimiz dağın tam eteğinde yeralan Helvadere kasabası oldu… Helvadere merkez Aksaraya bağlı 1500 rakımda ve Hasan dağının kuzeyinde bulunan , içinde kocaman yapay bir göleti olan bir belde. Belde halkının birçoğu yabancı ülkelerde çalışıyor olmalıki yaz faaliyetlerinde buraya geldiğimizde hep yabancı plakalı araçlar sokaklarını dolduruyor görüyoruz… Helvaderede Piknik Cafede köfte tavuk tost gibi bir şeyler yedikten sonra son alışverişlerimizide yaparak 9 km mesafede bulunan 1950 rakımlı Karbeyaz otele araçlarımızla çıktık. Hotelin etrafında ve içinde onlarca dağcı adeta bu bölgeyi istila etmişcesine Zirve için son hazırlıklarını yapıyorlardı. Kimisi otelin çevresinde çadırını kurarken başka bir grupta otelin üst tarafındaki diklikte düşme kayma durma teknikleri çalışıyordu. Bir kısım aklimitasyon için dağda yükselip alçalırken keyifçi bir kısımda otelin yan tarafında çeşitli gereçlerle karda kayarak çocukluklarına dönebiliyordu, sanırım en tembel grubun içinde olmaya namzet bizim ekibimizde otelde odalarda ya da lobide rezervasyon yaptırmış sonrasında cafeterya bölümüne geçip yanan sobanın etrafında dağcılık sohbetleriyle günü geçiriyorduk. Bu arada Dji Ahmette bulduğu her fırsatta dron uçurarak çevre yi daha farklı açılardan görmemizde bizlere yardımcı olmaya çalışıyordu… Bu ahval üzere biz zamanımızı geçirirken Hasandağıda sisle bi kapanıp bi açarak içimizdeki acabaları çoğaltıyordu…. Akşam yemeğini daha önce rezervasyon yaptırdığımız üzere Hotelin cafeterya bölümünde yedik. Dağda yiyebileceğimiz en güzel yemeklerden birisiydi diyebilirim. Zaten yemek olmasa bile özenle hazırlanan onca meze ile karnımızı doyurabilecek olsak ta aşçının maharetlerini dağ şartlarına göre oldukça uygun fiyatıyla sunulan yemeklerde (tıka basa yemek kişi başı 350 tl) bolca görmenin keyfiyle ; yanan sobaya rağmen pekte ısıtılamayan cafenin negatifliğini unutturdu. Yemeğin akabinde güne erken başlayacağımız için öncelikle otelin lobisine geçip Kazma krampon dağıtımı ayarlaması yapıp teknik toplantımızı bu esnada gerçekleştirip sabah dörtte hazır olacak şekilde odalarımıza yada lobiye dağıldık. (3 kişilik odalarda kişi başı ücret 650 tl; lobide kendi tulumunla konaklama kişi başı 300 tl) Yeri gelmişken sabah bu yıl kulüp olarak ikinci defa çıkacağımız Hasandağı hakkında bilgide verelim; HASANDAĞI 3268 metre yüksek olan tepesiyle bir volkanik dağdır.Bu dağ Aksaray ve Niğde il sınırları içerisinde yer almaktadır. 1750 metresine kadar meşe ormanlarıyla kaplıdır. Dağın eteklerinde ve çevresinde çeşitli Türk boyları ve özellikle de Yörükler yaşarlar. Aksaray’ın gölgesinde serinlediği, tüm heybetiyle yükselen Hasan Dağı’dır. İşte bu görkemli dağın kuzey yamaçlarında, şehir merkezine 30 kilometre uzaklıktaki Helvadere beldesinin 200 metre kadar üzerinde sıra dışı arkeolojik kalıntılar bulunur. 1500 metre rakımdaki bu korunaklı vadide bazalt taş bloklarıyla inşa edilmiş konutlar, kesme taştan anıtsal mezarlar, kiliseler ve sarnıçlar coğrafyaya dağılır. Yerel bellekte Viranşehir, yani “yıkık, harap şehir” adıyla yer etmiştir, ama Kapadokya’nın günümüze kadar en iyi korunmuş ve en büyük Doğu Roma kentidir burası aslında. Ihlara- Güzelyurt kavşağından döndüğünüzde sağ tarafınızdan, 3268 metrelik yüksekliğiyle sizi izleyecektir. Anadolu’nun ortasının, büyük ağabeyi Erciyes’ten sonraki, en boylu poslu olanıdır. İsminin Torasan’dan devşirildiği söylenmektedir; Sultan Torasan Danişmentlilerin yiğit komutanıdır, Selçuklu Sultanı II. Kılıç Aslanla beraber Haçlılara karşı savaşmış, vasiyeti üzerine de Hasan Dağı’na gömülmek istemiş, sonradan dağ onun adıyla Torasan olarak anılmış, dil bu ya kelime bozula bozula önce Hasan’a dönüşmüş sonra evliyalaşıp Hasan Dede olmuş öylece de kalmıştır. Bugün Sultan Torasan pek bilinmez ama Dağın zirvesinde yaşadığına inanılan Hasan Dede’nin kerametleri iyi bilinir hatta Aksaray’dan ona rakip derviş Ali Baba çıkarılır, keramet göstermede birbirleriyle yarıştırılır. Zirvesinde Sultan Torasan’ın mı, Hasan Dede’nin mi yoksa başka birilerinin mi mezarı var bilmek zor ama dağcılık sporu yapanların kolaylıkla zirve çıkışı gerçekleştirebildiği, adeta zorlu tırmanışlar öncesi pratik yaptıkları bir eğitim parkurudur Hasan Dağı. Dağcıları zirveye taşıyan parkurlardan biri olan Helvadere bir zamanların Nora Antik Kentidir, Viranşehir olarakta anılır; ne çok viranşehir vardır Anadolu da, onlardan birtanesi’dir, bir Roma- Bizans viranesidir. Selime Kasabasına geldiğinizde Hasan Dağı’nın yapıp ettiklerinden bir kuple görürsünüz Selime Katedral bölgesinde; gördükleriniz bugüne kadar gördüğünüz hiçbir şeye benzemez kendisinden başka, sabırlı olun! Selime’den yukarı antik Ziga kaplıcaları rampasını çıktıktan sonra Dağ solunuzda yüzünü size dönecek ve az sonra ilk hediyesi güzeller güzeli Ihlara Vadisi’ni gururla sunacaktır. Hasan Dağı deniz seviyesinden 3268 metre yüksek olan tepesiyle bir volkanik dağdır. Büyük Hasan ve Küçük Hasan Dağı olmak üzere iki büyük krateri vardır. Melendiz dağının büyük kısmı, bu iki kraterden çıkan lavlardan meydana gelmiştir.Bu dağ Aksaray ve Niğde il sınırları içerisinde yer almaktadır. Hasan Dağı dağcılık ve doğa sporları açısından da önemli bir potansiyele sahiptir. Gerek yerli ve gerekse yabancı doğa sporcuları yılın her mevsimi tırmanışlar gerçekleştirmektedir. Daha ziyade kış mevsiminde kış tırmanışlarına sahne olan Büyük Hasan Dağı’na yaz mevsiminde su kaynaklarının yetersizliği nedeniyle daha seyrek tırmanış yapılmaktadır. Yükseklik: 3.268 m Çıkıntı: 1.922 metre (6.306 ft) Dağ türü: Stratovolkan Konum: Merkez, Aksaray, TürkiyeSon patlama: M.Ö. 7000 (Tahmini) Artık Zirve Zamanı; Sürekli yanan elektrikli sobaya rağmen pekte ısıtılamayan odamızda 03.30 kurduğumuz saatin sesiyle uyandık. Adeta hiç soba yanmıyormuşçasına soğuk odada hemen üstümüzü giyindik. (Galiba odanın bu kadar soğuk olmasından dolayı softshell pantolonun altına içlik giyinip sonrasında pantolon onun üzerine de tozluk giymiştim. Üstümde ise önce ince içlik, sonra kulüp içliği onun üzerinde kaz tüyü mont ve en üstte teknik montla ancak biraz ısınmıştım. Elimde polar ve kaz tüyü olmak üzere iki eldiven başımda ize buff ve kar başlığının üstünde kask vardı…) 04.00 da lobiye inmiştim. Aksaray’dan rehberliğimizi yapacak olan Ahmet ACUN abimiz ve onunla birlikte yine HASDAK Kulübünden Hilmi MUN adındaki arkadaşı vardı.. Geçen yıl olduğu gibi bu yılda Kardeş kulübümüz Kayseri Dağ Kurtları bizimle birlikteydi. Bu kulübün zirve canavarı 6 üyesi olaraktan;- Hasan Anık- Murat Akşit - Sabiye Bozdağ Akşit- Mustafa Gürbüz - Hasan Akkuş- Fatih Özdoğan, kardeşimiz inde aramıza katılmasıyla toplam sayımız 27 kişiye ulaşmıştı. Daha öncede dediğim gibi bizim kulübün tembelleri kalkıp hazırlanana kadar saat 04.35olmuş ve biz dün buraya gelen kulüpler arasında en geç zirve rotasına başlayabilmiştik. Otelin önünde sayı alıp son hazırlıklarımızı da tamamladıktan sonra meteorolojinin uyardığı rüzgardan eser olmayan stabil ama soğuk bir havada yürüyüşümüze başladık.. Yürüyüşün rehberliğini bu dağa 50 den fazla tırmanışı olan büyüğümüz Ahmet ACUN yapıyorken bende (Rotasız Rehber Kadir SOYALTIN) grubun en arkasına geçmiş gönüllü artçı olmuştum. Kar durumu 1950 rakımlı otelin etrafında 10-15 cm ancak iken yükselmeye başladıkça oda artmaya başlamıştı. Ama ilk çıkan grupların açtığı izlerde ilerlemek az olan karda oldukça kolay oluyordu. Eğim ilerledikçe artıyor, sise rağmen öndekiler zaman zaman göründüğünde eğimin arttığı da her birey tarafından özümseniyordu. Gökyüzü sisin boyunduruğunu kabul etmemişçesine yer yer kendini gösterse de gri bulutlar buna pek mahal vermek istemiyordu. Bu ahval üzerine yavaş bir tempoda çokta yorulmadan ama pekte mola vermeden yükselmeye devam ediyorduk. Bir ara kar yağar gibi olsa da çok çabuk bundan vazgeçiyor, beklentilere göre esmeyen rüzgârın rahatlığı sohbetin demini koyulaştırıyordu. 1950 rakımlı kamp alanındaki belki ondan fazla kulübün ya da grubun içlerindeki en geç rotaya başlayan kulübü olarak bir önceki gruba yetiştiğimizde küçük molalar veriyor bu esnada ya sıcak içerek ya dron uçurarak ya da fotoğraf çekinerek anı ölümsüzleştiriyorduk. Sabahın ilk ışıklarını görebilmek için saatin 07.00 geçmesini beklemek zorunda kalsak ta ufuktaki kızıllık arasında beliren çevredeki en büyük yanardağ olan Erciyes’in heybeti ve görüntüsü bizleri büyülüyordu… Sanırım Erciyes’e doğru resim çekinmeyen sanırım sayısı yüzü geçen dağcı topluluğunda hiç kimse kalmamıştır. Mart ayında gerçekleştirdiğimiz tırmanışta Oteli cepheden gören Yılan kar rotasını takip etmiş olsak ta bu sefer ki istikametimiz birazda açılan izlerin tembelliğinden olsa gerek Klasiğe dönmüştü ve eğimi azaltıp yolu uzatarak Küçük hasan dağına doğru yönelmiş ve 3 çeyrek vida döner gibi ilerlemeye başlamıştık. Gün ağarıp güneş çıktığında sislerde yer yer görüntüye izin verdiğinde hem gecenin kimi ölçümlere göre – 13 derece olan dondurucu soğuğu kaybolup yerini güneşin ısıtıcı meltem tadındaki esintisine bırakıyordu. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmezdi elbet ama keşke güneşi biraz daha fazla görebilseydik, zira güneşin bulutun arkasına saklanmasıyla beraber soğuktan bir dev üzerimize çökü çöküveriyordu. Dağın arkasına geçtiğimizde artık 3000 metre çizgisini ulaşmıştık ve eğimde hat safhaya varmıştı. Son 200 metre rakımda güne ilk başlayan Çukurova dağcılığın rotayı açan neferlerinin güçlerinden olsa gerek maksimum açıdaki dik parkurunda rehberimiz Ahmet Acun abimiz grubun önünü açıp zirvede birleşme temennisiyle isteyeni göndermiş olsa da ben yine artçı olarak arkadan gelmeye devam ediyor, Dji Ahmet ise dron çekimlerindeki tecrübelerini arttırma gayretinde bulunuyordu. Yer yer 50 cm bulan kar ve buzda iz açmak elbette zor olsa da bunu başarabilecek güçte olan Çukurova Doğa Gezginleri Spor Kulübünden Tdf eğitimlerinden de devrem olan Cesur kardeşim ve arkadaşları oldukça başarılı bir şekilde gerçekleştiriyordu. Çıkışımızın son metrelerinde onlarda güne bizden 1.30 saat önce başlamış olmanın avantajıyla zirveden iniyor görünce teşekkür etmeyi ihmal etmedik… Son bölümün ders niteliğindeki dikliğinde geride kalmış kendi kulübümün sporcularımafırsattan istifade eğitim vermekten de geri kalmamıştık. 100 kişilik zirve sever ordusunun içerisinde eğitimli ve bilgili insanlar elbette çokça vardı lakin bu dağa ilk defa çıkan ya da ilk kış zirvesi yapanda vardı bu nedenle bazı aksaklıklar olabiliyor olsa da sonuçta zirve aşkıyla bunca insanın konfor alanından çıkıp dağlarda olması bizleri ziyadesiyle mutlu edebiliyordu… İz açarken hangi teknikler uygulanmalı, ayak nasıl vurulmalı, eğimi düşürmek için ne yapmalı, arkadaki daha rahat çıksın diye öndeki iz açıcıya nasıl yardımcı olunmalı, çıkışta burun inişte topuk neden kullanılmalı, kaymamak için krampon, durabilmek için kazma nasıl kullanmalı, hangi elde hangi açıyla tutmalı, batonu ne zaman bilekliğinden ne zaman sapından tutmalı, kar paletlerini neden ve nasıl kullanmalı, elbise tozluk eldiven nasıl ne şekil kullanmalı, öndekinin izinin kırılmaması için ne yapmalı vb. yüzlerce konudan yeri gelmişken aklımıza gelenleri özdeyişler ve yaşanmışlıklar çatısı altında anlatmakta, dinleyici bulmakta oldukça güzeldi… 6 saati bulan bir tırmanıştan sonra Hasan dağının 3256 metrelik Kış zirvesine en fazla 5 km hızla esen bir rüzgarda parçalı bulutlu bir havada ulaştık. Zirvede herkes büyük bir mutlulukla ve coşkuyla birbirini kutluyor, ısınan havanın rahatlığıyla yanlarında getirdikleri yiyecekleri rüzgâr almayan zirve hattının alt kısımlarında kümelenerek yiyorlardı. Zirvenin ödülü; çoğu zaman bizlere sunduğu eşsiz manzara belki bir taş ve zirve defteriydi… Kış şartlarında zirve defteri kar ve buzun altında tıpkı taşlar gibi kaldığı için bizlerde bol bol resim çekinip termosumuzdan sıcağımızı yemeğimizi ısıtmak için kullanarak içiyorduk. Havanın açılmasını da fırsat bilerek 1,5 saat kadar ki kış zirvelerinde bu kadar kalabilmek çok zordur zirvede kalarak arkadaşlarımızla sohbetler edip manzaranın tadını çıkarttık. Erciyes dağının piramit gibi dik duruşundan başımızı sağa çevirdiğimizde ilk olarak yakında Niğde ile sınır oluşturan Melendiz dağının sevecenliğini biraz daha sağdaki Aladağların çok geniş alanı kaplayan zirvelerinin heybeti unutturuyordu. Onlarca km uzaktada olsa Aladağların 3700 metre üstü zirvelerinden Kaldı – Büyükdemirkazık - Kızılkaya ve Emler çok rahat seçilebiliyordu. 100 yakın zirvesine çıkmışta olsam her yıl beni heyecandır maktan hiç uzak durmayan Aladağların büyüsüne kendimizi fazla kaptırmadan sağa doğru dönüşümüze devam ettiğimizde daha uzaklarda Bolkarların Aydos ve Medetsiz zirveleri bizi karşılıyordu. Arada ve arkada ise Yıldız ve Karanfil dağları zor seçiliyor olsa da İşte orada, odağların bizi bekliyor olmasını bilmek güzel, çok güzeldi…. Son çıkan grup olaraktan son inen kulüpte oluyor ve son kalan arkadaşlarımı önüme katarak inişe başlıyoruz. Dji Ahmet biraz daha dron çekimi yapmak için izin alıp kalınca Umut’u da onun yanına arkadaş bırakıp dik inişe başlıyoruz… Bizden önce inen onlarca katılımcının bozduğu izlerin güvensizliği bizleri yeni izler açmaya teşvik edince; Daha önceki parkurlardan kayarak inmeye alışık Yebudak üyeleri hemen eğimi fırsat bilerek kaymaya başlıyordu. Batonla kaymaya çalışanları tek tek uyarıp ellerinde kazma bulundurmanın güvencesiyle uçuşa geçmelerine izin vererek bende yer yer sert olan karda topuk vurarak batonlar la inişime devam ediyorum. Sisin tekrar artması neticesinde arkada çekim için bıraktığımız iki arkadaşla göz temasını kaybetmemek için oldukça yavaşlıyor ve onların bize yetişmesine izin veriyorduk. Hasan ve Küçük hasan dağları arasında 2900 rakımlara ulaştığımızda önümüzdeki grubun gitmediğini ve yerde yatan birinin etrafında toplandığını görüyoruz. Alelacele olay yerine vardığımızda dağcı bir arkadaşımızın yerde yattığını, arkadaşlarının ona termal bir battaniyeye sarıp ısıtmaya çalıştığını görünce bizim katılımcılarımızdan Dr Elif hocamızdan yardımcı olmasını istedik. Doktorumuz oldukça eğimli alanda incecik termal battaniyeye sarılmış kendini ifade edebilen ama yorgunluğu ve acısı gözlerinden okunan arkadaşa sorular sorup durumunu anlamaya çalışıyordu. Bizde bu arada zeminin eğimini azaltmaya arkadaşlarımla birlikte karı kazarak ya da doldurarak çalışıyor ve vücut ısımızla da hastaya yapışarak titremesinin önüne geçmeye çalışıyoruz. Yanımızdaki termostan sıcak çay verip tatlı bir şeyler ikram ediyorduk.(hastayı zorlamadan kendi istediği kadar) Kırıkkale Dağcılıktan olduğunu öğrendiğimiz Mehmet kardeşimiz eğimden dolayı çok yorulduğunu söylüyor. Kendisini ifade ederken kelimelerin arasında duyduğum Bıçak saplanır gibi ağrı ve sol elde uyuşma aklıma çok kötü şeyler getiriyor ve Elifin gözlerine bakıyorum ama bir şey diyemiyorum, diyemiyoruz… Havanın soğukluğuyla büzüşen damarlara yükseltide eklenince vücudu ısıtmak zorunda olan kalbe az giden kan, yeterince ısıtılamayan beden ve yükseltiden dolayı kalınlaşan kanın arttırdığı basınç… Hastada birde Kusma dürtüsü olunca daha önceki dağlardaki yaşanmışlıkların bileşkesi hastanın Kalp krizi geçirmiş ya da geçiriyor olma ihtimalini bende çoğaltsa da bir doktorun bilgisinin yanında elbet teki dinleyici olmaktan öteye geçmemenin gerekliliği…. Hasta arkadaşımız uzun süredir aynı yerde yatıyor olması nedeniyle yerden incecik bir termal battaniye ile soğuğu kesemeyecek olmamızdan dolayı hemen hastayı yanımızdaki ikinci termal battaniyeye sarıyoruz, yanımızdaki el ısıtıcılarını göğsüne ve eldiveninin içine koyup oturma matını da altına alıp vücudumuzla da ısıtmaya çalışarak 15 dakika kadar daha zaman geçirdik. Bu arada Afad ile bağlantı kurup helikopter istesek de havanın kapalı, eğimin çok ve ulaşımın uzak olması nedeniyle en acil 5 saatte buraya ulaşılabilineceği bilgisini alınca bir bocalama yaşatıyordu. Sis arkasında sakladığı kar tanelerini tekrar üzerimize yağdırmaya başladığında artık bu bölgede durmak kalbi yavaşladığı için tüm uğraşlara rağmen hipoterminin ilk aşamasında olup titreyen Mehmet kardeşimizi bir şekilde aşağıya indirmenin zaruretini bize hissettiriyordu…. Bazı arkadaşlarımız Afada sürekli konum gönderirken Aksaray valisi olduğunu öğrendiğimiz bir yetkilide yanımızdaki bir arkadaşla sürekli iletişim halinde bulunuyordu. Uzunca bir süreden sonra önce hastamızı yere olan temasını azaltıp hipotermiden uzaklaştırabilmek için oturtup sonrasında hep birlikte moral motivasyon bombardımanı ile ve takip ederek asla zorlamadan çok yavaş ve destekli bir tempoda yürüyüşe başlattık… Madalyonun bir tarafında; burada kalma gerekliliği olsa da diğer tarafında en yakın ekibin 5 saate ancak yanımıza ulaşacağı ve beklide aşağıya iniş ininde sedye ile bu kadar daha süreceğinden 10 saat bu soğukta hareketsiz kalmanın beklide hipotermiden geri dönüşü olmayan kayıplara neden olacağı gerçeğini görmezden gelemezdik. Evet beklide arkadaşımız kalp krizi geçirmişte olabilirdi ama yaşı elliye yakındı ve ilk etabı bir şekilde geçmişti ikinci bir atağa yakalanma ihtimali soğukta yağışta ve bu rakımda daha kolaydı ve biz az olan bilgimizle üzmeden sıkmadan moralini bozmadan indirebildiğimiz kadar indirmeye çalıştık ve sağ olsun Mehmet kardeşimizde bize bu konuda çok yardımcı oluyordu. Bir süre inmiştik ki bu sefer Ankara grubundan bir arkadaş eğimden dolayı takıldı ve düştü, Allahtan o bölgede kar çok sert değildi de uzunca düşmedi ve birkaç metre sonra durdu. Hemen aşağıya bazı arkadaşlarımızla inip alt taraftan kaymasının önüne geçip yardımcı olup kaldırdık. Ve biraz kendine gelmesine izin verdik. Bu arada Mehmet kardeşimizi de bazı arkadaşlarımızla birlikte zaman kaybetmemek için yolcu ettik.. Bizden öncekilerin izleri bozması nedeniyle bu eğimde düşmek gayet normaldi birdeçıkışta hemen önümüzde yürüyen bu arkadaşımızın çok zorlandığını görmüştük ki zaten kazaların çoğu böyle zamanlarda ve geri dönüş yollarında oluyordu. Bereket versin sadece ufak bir kayma ile atlatılmıştı. Önden izleri genişletip doldurarak stabil hale getirerek yavaş yavaş inmeye devam ettik. Tam eğim azalıp yürüyüş rahatlamaya ve bu vesile ile biraz daha hızlanmaya başlayacaktık ki bu seferde bizim katılımcılarımızdan Saif kardeşimizin arkada kaldığı ve durumunun iyi olmadığı haber geldi. Yanımdaki arkadaşların bir kısmını da az önce düşen arkadaşa destekçi vererek arkaya döndüm ve Saif’e ulaştım. Saif tırmanış esnasında yükselirken sürekli ayağı kaydığı için normalin çok üzerinde efor sarf etmişti ve en son 8 ay kadar önce bir dağa çıkmıştı. Hayatında ilk defa 3 bin metrenin üzerine çıkıyordu ve hava gerçekten soğuktu… Kendinin midesi bulanıyordu, kusmuştu ama rahatlayamamıştı üstelik başı da ağrıyordu buna birde halsizlik eklenmişti… Tüm bulgular çok yüksek olmasa da Saif kardeşimin Akut Dağ Hastalığına yakalandığını gösteriyordu… Yapılabilecek tek şey Saif’in bir an önce alçalmasıydı fakat halsizlik nedeniyle pekte yürüyemiyor koordinasyon bozukluğu yaşadığı anlarda dengesini kaybedip düştüğü her an oturuyor epeyce süre kalkmıyordu… Durumu kendisine anlatıp, grubun en sonuncuları olarak önünden yavaş yavaş ilerlemeye benimle kalan Gökdeniz ve Berk kardeşimle devam ettik. Bilinçli olarak çok yakınında yürümüyor ama asla göz temasını da kaybettirmiyorduk. (her fırsatta kendini yere bırakıp oturuyordu böyle devam edersek geceden önce aşağıya inemezdik ve geçen zaman havayı dahada soğutuyordu) 2300 Rakımlara geldiğimizde önceleri sürekli beklediğimiz Saif alçalmanın da katkısıyla düzelmiş bizimle aynı tempo hatta daha hızlı yürümeye başlamıştı. Akşam 16:00 gibi yola indiğimizde Anaç tavuğumuz ve Faaliyetimizin sorumlumuz badim Sema’yı bizi minibüsle yolun kenarında büyük bir merakla bekler bulduk. Herkes gelip biz gelmediğimizde bizi çok merak edip son 500 metreyi de yürümememiz için araçla iniş yolumuza bizi karşılamaya gelmişti… İyiki de gelmişti… Orada sizi merak edip düşünen bir ekip arkadaşınızın olduğunu bilmek paha biçilemez bir mücevhere eşdeğerdi… Otele geldikten sonra hemen toparlanmaya başladık. Önce katılımcılara dağıttığımız Kazma Krampon Kask gibi teknik malzemeleri büyük çantaya toplayıp sonrasında sayım ve oda kontrollerinden sonra lobide toplanmış ve Semanın bizler için hazırladığı balonlu panonun önünde faaliyet anı fotoğrafını çekinmiştik. Otel ve yemek ücretlerini de ödedikten sonra geldiğimiz araçlarla Helvadere’ye inmiş sonrasında da 30 km mesafedeki Aksaray’a giderek Akşam yemeği için durmuştuk. Daha önceki sefer gibi yine Mustafa şefin lokantasına gitmiştik. Fiyatları Bursa’ya göre oldukça makul ve kalitesine göre ucuz bile diyebileceğimiz bir tondaydı. Yemekten sonraki çay faslında ise herkesin zirveyi yapabilmiş olmasının coşkusuyla şen şakrak sohbetlerle günü mutlu bitirmenin sevincini hep birlikte paylaşmıştık… Bazen bana gittiğin aynı dağa defalarca neden gidiyorsun diye soruyorlar ya; Onlar birlikte gittiğim arkadaşlarımın kardeşlerimin ya da büyüklerimin beklide bu ilk zirvesini yapabilmiş olmasının verdiği sevinçle ve başarabilmiş hissiyle gözlerinde oluşan yakamozu andıran inci tanesi parıltıları hiç görmüyorlar ki; Ben onlara neyi nasıl anlatabileyim…Köre rengi anlatmak çok zor olsa gerek, tıpkı benim kendimi anlatamadığım gibi… Yemekten sonra tekrar yola çıkarak Şereflikoçhisar Haymana Pozantı üzerinden Sivrihisar’a ulaşıp bir mola daha verip dinlendikten sonra saat 03:00 gibi Bursa’ya vardık ve bir sonraki zirve faaliyetinde buluşabilmek ümidiyle evlerimize dağıldık…. Faaliyete gelince; bu faaliyette krampon kullanma gereği hiç duymadık ama hepimizinçantasında krampon vardı ve kesinliklede kazma krampon kask bulundurulması gereken bir faaliyetti. Hastalanan arkadaş için termal battaniye ısıtıcı sıcak çay vb. yanımızda bulunuyordu ama Büyük bir mat olsa çok iyi olurdu, bunun haricinde aspirin bulundurmakta böyle durumlar için uygun olacaktır. Kış faaliyetleri için kesinlikle Kış eğitimi açmalı ve katılımcıları daha donanımlı hale getirmeliyiz… Yanımda yarım litre su götürdüm ve aynı suyu geri getirdim (çünkü soğukta soğuk su ki birçoğu çantada buz tutmuştu içmek mantıklı görünmüyor.) ben termostan sıcak içtim. Ekip için mutlaka yanımızda en az 30 metrelik bir ip bulundurmak yararlı olacaktır. (Hata yaralıyı indirmek için devleti beklemek yerine bizim yardımcı olmamız daha doğru ve çabuk olacaktır. Hem böylece daha yetkin bireyler olabilir devletimizi de yardım için kayak merkezlerine ve yabancı turistlere bırakmamız doğru olabilir) İlkyardım çantasını ekip olarak asla ihmal etmemeli, çantada mutlaka yedek elbise içlik eldiven vb bulundurmalıyız. SONUÇ olarak; Sezonun ilk kış faaliyetini aksaklıklara rağmen çözümler üreterek başarılı bir şekilde bitirebildik. 20 Kişiyle geldiğimiz Hasandağına hep beraber çıkabilmiş olmak çok güzeldi devamı bir sonraki zirveye…
Rotasız Rehber Kadir SOYALTIN
Log in or register for more content!